1. YAZARLAR

  2. Seyfullah AYDIN

  3. 100. yılında Doğu cephesi‏
Seyfullah AYDIN

Seyfullah AYDIN

Yazarın Tüm Yazıları >

100. yılında Doğu cephesi‏

A+A-

Sarıkamış hareketinin 100. yılında çok şey söyledi ve yazıldı. İnsanlarımız şehitleri anarken, o duyguları tekrar yaşamış oldular. Tüm şehitlerimiz ve gazilerimizin makamı cennet olsun ve tüm ulusumuzun başı sağ olsun. “Osmanlı topraklarının bütünlüğünün Almanya tarafından korunmasına karşılık, Türkler sadece boğazları ve sınırları savunmaktan başka, Mısır’ı hallederek, İran’ı kurtaracak, Kafkasya’da, bağımsız devletler kurduracak, Hindistan’ı Afganistan yoluyla tehdit edecek ve Avrupa cephelerinde yardımda bulunacaktı.” (Kemal Melek, Doğu Sorunu ve Milli Mücadelenin Dış Politikası) Yukarıdaki satırlarda Osmanlı devletinin birinci dünya savaşına giriş nedeni gayet güzel özetlenmektedir. Fakat bu savaş girerken acaba yeterli donanıma ve ekonomik güce sahip miydik işte o şüpheliler. Savaş öncesi Osmanlı devletindeki siyasi gelişmelere kısaca göz atmakta fayda var: İttihat ve Terakki Partisi: Sultan Abdülhamit'in kurmuş olduğu otoriter yönetimden memnun olmayan ve meşruti yönetimi tekrar kurmak isteyen muhalifler, gizli dernekler kurdular. Bunlardan birisi olan İttihat Terakki (Birleşme ve İlerleme) Partisidir. Cemiyet, İstanbul'da çalışma alanı bulamayınca, çalışmalarını Selanik'e kaydırdı. Cemiyet Selanik'te III. Ordunun genç subayları üzerinde etkili oldu. Böylece belli bir güce erişti. İttihat Terakki Partisi iktidar oldu, fakat yeterli kadrosu bulunmadığından, iktidara da hazır değildi. Buna rağmen, ilk iş olarak orduda İttihatçı olmayan tecrübeli ve yaşlı subayları tasfiye ettiler. Devlette işler durduğu gibi siyasiler arasında faili meçhul cinayetler başladı. İttihat Terakki Partisi, muhaliflerini çeşitli baskılarla sindiriyordu. Enver Paşa ve arkadaşları, Bab-ı Ali baskınıyla iktidara tamamıyla ele geçirdi. “İttihatçılar, silah zoru ile iktidara geldikleri için, yeni Meclisin kurulmasında da çetecilik metotlarını kullandılar ve Meclisi kendi adamlarıyla doldurdular. İttihat ve Terakki’ye muhalif olan gazeteciler ve politikacılar, şimdi siyasi parti haline gelen bu cemiyetin görevlendirdiği keskin nişancı katiller tarafından öldürülerek ortadan kaldırılıyordu.” (Prof.Dr. Erol Güngör, Tarihte Türkler) Cunta liderleri arasında fikir birliği bulunmuyordu, fakat çıkar birliği vardı. Devlet içerisinde Türkçülük fikri ön plana çıktı; ama o dönemde Osmanlı toplumu bu fikre çok yabancıydı. Sadece bir gurup aydın, bu fikri savunuyordu. Türkçü, Batıcı, İslamcı fikirler karma bir haldeydi. “kafalar bölmelere ayrılmıştı” Bu kesim halka tepeden bakıyor ve bir padişah edasıyla halkı kendilerinin kulu olarak görüyorlardı. Bu aydınlardan sonra halkın padişahları artmıştı. “Diktatör istediği an, ülkesinin savaşa sürükleyebilecek yetkiyi elinde bulunduran kişidir.” (Bir Frenk yazar, Cumhuriyet, 6 Eylül 1990) I.Dünya Savaşı öncesi dünya bloklara ayrıldı, Enver Paşa, büyük bir Alman hayranıydı, aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin üçüncü ve son diktatörüydü. Almanya’nın savaşı kazanacağına inanıyordu. “2 Ağustos 1914 tarihinde, Almanya ile bir gizli antlaşma imzalandı. Alman zırhlıları bu gizli anlaşmanın imzalanmasından sonra Türkiye’ye gönderilmişti. Zamanın ayarlanması çok güzel yapılmıştı. Savaş, 1 Ağustos 1914’de başlamış ve Alman zırhlıları 10 Ağustosta Marmara denizindeydiler.”(Kemal Melek, Doğu Sorunu ve Milli Mücadelenin Dış Politikası) Nitekim Çanakkale Boğazı’ndan Osmanlı Devleti’ne sığınan ve sözde Osmanlı Devleti’nin satın aldığı iki gemi, Rus Limanları’nı bombalayınca Osmanlı Devleti kendini Savaş’ın içerisinde buldu. Enver Paşa’nın Doğudaki kış hareketi, büyük bir yenilgiyle sonuçlandı. Binlerce Osmanlı askeri donarak şehit oldu. Aynı dönemde Cemal Paşa’nın kanal hareketi de başarısızlıkla sonuçlanınca, ordu içerisinde huzursuzluk başladı. Enver Paşa’ya karşı Mustafa Kemal Paşa önderliğinde, kolordu komutanları bir darbe yapmak üzere harekete geçti. Savaş içerisinde durum pek müsait olmaması, İngiltere ile sağlıklı bir iletişim kurulamaması ve Enver Paşa’nın durumu haber alması üzerine, olay başlamadan bitti. Fakat Mustafa Kemal Paşa’dan kuşkulanan Enver Paşa, Veliaht Şehzadenin Almanya’ya gönderilmesini fırsat bilerek, Mustafa Kemal’i, Vahdettin’in yaveri olarak Almanya’ya gönderdi. “Enver’le rakip olmak, ordunun başına geçmek için adaylığının açıkça ve ısrarlı bir biçimde ortaya koyuş olmak ve tutkusu uğrunda kaderin Vahdeti’ninkiyle birleştirmeğe kararlı gözükmek gibi niteliklere sahipti. M. Kemal’in ısrarlı tutkusu Vahdettin bakımından belki rahatsız edici olabilirdi, ama öbür nitelikleri olumluydu… Enver’e ve onun temsil ettiği Alman uyduculuğuna karşı bir darbeyi belki daha başlardan düşündüğüne dair işaretler vardır. Örneğin Cemal Paşa ile yaptığı planlar vardı ki Cemal’ın çekinmesi yüzünden bir sonuca ulaşamamıştı. Bu yoldan bir sonuca ulaşamayınca, kendisine verilen Veliaht Vahdettin’in Almanya gezisine refakat görevini fırsat bildi.” (Sina Akşin, İstanbul Hükümeti ve Milli Mücadele) 1. DÜNYA SAVAŞI'NIN NEDENLERİ Sanayileşme sayesinde Avrupa da hammadde ve pazar bulma yarışı yanında, devletler tek­nik ve silahlanma yarışında da büyük ilerlemeler kaydet­tiler. Silahlanma yarışı, sömürge yarışını hızlandırdığı gibi, silahlı kuvvetlerin, hükümetler üzerindeki etkisini de arttırdı. Avrupa Devletlerinin Kendi Aralarındaki Rekabet ve Geçimsizlik: Not: 1900 yıllarında dünyanın üçte ikisi, Avrupa devletlerinin sömürgesi durumundaydı. İngiliz-Alman Rekabeti: Hammadde, Sanayi ve pazar kap­ma yarışı yanında Osmanlı Devleti üzerinde rekabet halindeydiler. Almanya-Fransa Rekabeti: Avrupa ve Af­rika'da üstünlük mücadelesi içerisindeydiler. Rusya-Avusturya Rekabeti: Balkan Devletleri üzerinde Rusya'nın takip ettiği Panslavizm politikası, Balkan topraklarının bir kısmını elinde bulunduran Avusturya’yı da rahatsız ediyordu. *1870–1914 yılları arası Avrupa Dev­letlerinin kendi aralarında gruplaştığı yıllardır. Bu gruplaşma İttifak ve İtilâf Devletleri şeklinde oluştu. İlk İttifak, Almanya ve İtalya arasında kuruldu. SAVAŞ 1914–1918 Çıkış nedeni: Avusturya Veliahdının, Saraybosna'da bir Sırplı ta­rafından öldürülmesi üzerine, Avusturya Sırbistan’a savaş açınca, Rusya’da Avusturya’ya savaş açtı. Almanya, Rusya’ya, İngiltere ve Fransa Almanya’ya savaş açtı. Osmanlı Devleti, bir oldubittiyle savaşa girdi. İtilaf Devletleri: İngiltere, Fransa ve Rusya olarak savaşa girdiler fakat 1917 yılında Rusya'da ihtilal çık­ması üzerine savaştan çekildi. İtilaf Devletleri, Rusya’nın yerine savaş içerisinde saf değiştiren İtalya’yı, savaşa dâhil ettiler. İttifak Devletleri: Almanya, Avusturya ve Osmanlı Devleti, Osmanlı Devleti sonradan savaşa katıldı daha sonra bu bloğa Bulgaristan’da dâhil oldu. Osmanlı Devleti’nin Savaşa Girmesinin Alman­ya için Faydası: Savaşın başlarında Osmanlı Devleti, tarafsızlığını ilan etti. Devlet’in bu tarafsız politikası, İtilaf Devletleri tarafından memnunlukla karşılandı. Almanya ise Osmanlı Devleti’nin bir an önce savaşa girmesini istiyordu. Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesiyle, Alman­ya'yı Doğu Cephesi'nde Rusya'nın baskısından kur­taracak, Rus kuvvetlerinin bir kısmı Osmanlı cephesi­ne kayacaktı. Rusya'nın içerisindeki Türkler ve Müslü­manlar karışıklık çıkaracaktı. Halifenin, "kutsal cihad" orijinal adıyla “Cihad-ı Ekber” çağrısına uyan Müslümanlar, İngiliz sömürgelerinde huzursuzluk başlatacaklar ve İngiltere sömürgeleriyle meşgul olacaktı. Böylece savaşta cephe sayısı artacak, Almanya üzerin­deki askeri baskı azalacaktı. “V.Mehmet yani ‘Sultan Reşat’: Yaşlı ve hastalıklı halinde devlet idaresini İttihatçılara kaptırmış, daha doğrusu onların elinden alacak azim ve kudreti gösterememiştir. Ağabeyi ikinci Abdülhamit ile kıyaslanamayacak kadar sönük kalan Sultan Reşat zamanında Türk imparatorluğu, İttihatçıların elinde çökmüş ve dağılmıştır.” (Prof.Dr. Erol Güngör, Tarihte Türkler) CEPHELER Doğu Cephesi: Açılış Nedeni: Osmanlı Devleti, Kafkasya ve İran üzerinden Turan'a ulaşmak istiyordu. Rusya ise Do­ğu Anadolu'yu işgal ederek, Osmanlı Devleti’nin Doğuya hare­ketini önlemek ve gizli antlaşmalarla kendisine verilen bölgeleri işgal etmek niyetiyle Osmanlı Devleti'ne karşı harekete geçiyordu. Osmanlı Devleti’nin nüfusu on üç milyon civarındaydı. Rusya’nın Ordusu on beş milyondu ve Rus ordusu teknolojik yönden Osmanlı ordusundan daha ileri düzeydeydi. Savaşla ilgili iki hatırayla konuyu bitirerek; takdiri okuyuculara bırakıyorum. “Ben süvari bölüğündeydim Bardız istikametinden dağa yönelmiştik, bir atlı önümüzü kesti: —Siz bu Kar’da, Kış’ta, Kıyamette nereye gidiyorsunuz? dedi. Biz dinlemedik kar esintisini altında ilerlememize devam ettik. Belli bir noktadan sonra fazlada ilerleyemedik. Bizim bu ovanın sazağı gibi bir esinti vardı, genelde arkadaşlarım bu ova köylerinden olduklarından biz bu esintinin sonunu çok iyi biliyorduk. Atlarımızı yan yana getirdik ve bir rampa şeklini alınca; gâh atların karınlarının altından, gâh önlerinden ve arkalarından gece boyunca geçerek hareket halinde kaldık. Atlarda esinti yüzünden sırtlarını rüzgâra dönmüşlerdi. Sabah aydınlığı çıkana kadar bu şekilde hareket ettik. Aydınlık oldu fırtına ve kar mayınlamıştı ama bir sis vardı. Uzaktan bazı sesler geliyordu fakat ne olduğunu çıkaramamıştık, ortalık biraz daha aydınlaşınca bizim askerler göründü ne görünme; fırtına ve kar öyle vurmuştu ki hepsi ayakta birer kardan adam gibiydiler, yaklaştığımız zaman taş kesilmiştiler ve birer buzdan heykeldiler. Sesler iyice yaklaştı ve belirginleşti dediler ki, ‘Ruslar geliyor.’Rusların geldiğini duyan komutanımız emir verdi. —Atların gemlerini, eğerlerini vurun, gidiyoruz, dedi. Birde baktım ki komutanımız olan Yüzbaşı öyle şaşırmıştı ki, kendi atının kuyruğundan gem vurmaya çalışıyordu. Biz, o taşkala içerisindeyken, Ruslar geldi ve bizi esir aldı. Şevki Polat, bir süvari. (Kamil oğlu, Yeşilova Mahallesi Erzurum) Rusya'nın saldırısıyla başladı. Enver Paşa'nın Kafkas hareketi sırasında, on binlerce askerimiz Sarıkamış dağlarında donarak şehit oldu. “Bugüne kadar iki kolordudan 25 bin kişi karlar altında can vermiş, bir o kadar insan da muharebede ölmüş, yaralanmıştı. Kalan bir avuç insan, 25 kilometrelik geniş mevzii tutuyordu. 8 kat üstün olan düşmanı tutmak mümkün olamazdı… Öte yandan Rus genel karargâhı, Türk ordusunun 90 bin kişi kaybettiğini yaymıştı. Harp tarihi arşivi: Sarıkamış muharebesinde 23 bin şehit 7 bin esir,10 bin yaralı. Enver Paşa, cepheden ayrılırken, orduya yayınladığı genelgede, subay ve erlerin kahramanlıklarını överek, padişah’ın ve bütün milletin takdirini bildiriyor, daha büyük başarılar diliyordu.” (Fahri Belen, 20’nci yüzyıl da Osmanlı tarihi) “Dediler ki; ‘Osmanlı ordusu Rusya karşısında bozulmuş ve ordumuzun büyük bir kısmı donmuş.’ Annem benim elimden tutarak ve evdeki altınları alarak, gedik istikametine doğru gitmeye başladık. Köyün içerisine Osmanlı askerleri dolmuştu; kimisi silahını bırakmış, kimisinin elinde silah vardı, hepsi yere bakarak ilerliyorlardı; bazısı çok hastaydı ve düştükleri yerde ölüyorlardı ve köyün için de ve yol üzerinde asker cesetleri bulunuyordu. Bir taraftan da Ruslar ateş ediyorlardı. Annemle ben sırtı aştık ve bir kayanın dibinde durduk. Annem bana dönerek: —Oğlum ben vuruldum, biraz sonra ölebilirim, şu altınları kayanın dibine gömelim, sonra alırsın, dedi. Annem elimdeki çubukla kayanı dibini eşerek altınları gömdü. Annemin her tarafından kan akıyordu. Kan aka aka Pişingöş Köyüne vardık, Annem o köydeki akrabalarının evine sığındı ve orda öldü. Annemi o köylüler alelacele defnettiler ve köyden, akrabalarımla birlikte yola çıktık. Yol kenarlarında ölen asker ve sivillerin ölüleri öylece duruyordu, hiç kimse onları defnetmiyordu. Çünkü herkes can derdindeydi ve Ruslara esir düşmek istemiyorlardı. (Aşır Güneş, Tortum Çardaklı Köyü) Kaynakça: s. Aydın; A’dan Z’ye Dünya tarihi/367

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.