Yeni Kayıt         Şifremi Unuttum!
Erzurum'un Dünyadaki Sesi - Anasayfa
 

Yazı Boyutu : 12 punto14 punto16 punto18 punto
Mehmet ŞENER

E-Posta:
guncelfm25@mynet.com

Temizi, kirliden nasıl ayıracağız?

Merhum Uğur Mumcu, “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” derdi. Yaşayıp bugünleri görseydi, bu sözün bile, ne kadar hafif kaldığını düşünürdü. Eskiden, yani beş on yıl öncesine kadar, “bilgi”ye ulaşmak, emek gerektiriyordu. İster bir bilim insanı olsun, isterse bir gazeteci işini düzgün yapmaya çalışan herkes, yazacağı birkaç satır yazı veya vereceği bir konferans için, bildiklerinin üzerine araştırıp yeni şeyler koyardı.
Şimdi öyle değil...
“İnternet” denilen şu sanal kütüphane(!) sayesinde, basıyorsunuz tuşa istediğiniz konuda, istemediğiniz kadar bilgiye ulaşabiliyorsunuz. Fakat bu sefer de önemli bir sorun çıkıyor karşınıza:
“Doğru bilgi hangisi?”
Tamam...
Bir tuşla ciltler dolacak kadar malumata ulaşıyorsunuz ama bu malumatın doğruluğunu nasıl test edeceksiniz...
Gerçek bilgi hangisi?
Çünkü internet yazılı veya görsel basın gibi belli bir denetime tabi değil. Milyonlarca site var ve bu siteler akla gelebilecek her konuda her şeyi yazıp çiziyor. Gerçi yıllar önce “Bilişim Yasası” başlığı altında bir hukuki düzenleme yapıldı ve belli ölçüler getirildiyse de, yine yeterli bir denetimden söz etmek mümkün değil. Ama yazılı, görsel veya sözlü basın öyle değil. Her yayının mutlaka bir yasal sorumlusu var. Diyelim ki, bir gazetede ya da televizyonda adam çıkıp, basın özgürlüğünü “hakaret etme özgürlüğü” ile karıştırdığı zaman, adli merciler muhakkak bir muhatap bulabiliyor. Ama internet öyle değil... Sahte isimler, sahte adresler ve hayali oluşumlar etrafta cirit atıyor. Dileyen, dilediğine sövüp sayıyor, akla ziyan iddialarla kafa karıştırabiliyorlar.
Adı adresi ve yazıp çizeni belli olan düzgün siteleri ve aynı çerçevedeki internet gazetelerini bu kapsama dahil etmiyoruz. Onlar tıpkı yazılı basın gibi ciddi sorumluluk taşıyorlar.
Kastettiğimiz adresi ve sahibi meçhul siteler…
Çünkü orada doğru ile eğriyi tefrik edecek bir mekanizma yok.
Tutunuz ki, birisi internette size saldırdı, siz de doğruca yargıya başvurdunuz. Şayet size saldıran adam maruf bir sitede bunu yapmışsa bir sorun yok, adam bulunamazsa bile sitenin sorumluları otomatikman mesul tutulabiliyor. Aksi durumda, yediğiniz küfürle kalıyorsunuz.
Son günlerde bu şekilde mağdur duruma düşen pek çok kişi ile karşılaştım. “Ciddiye alma, gül geç” diyorum ama görüyorum ki, insanlar öyle yapamıyor; üzülüyorlar doğal olarak...
Bir dostum aradı ve etrafta serseri kurşun gibi dolaşan bazı elektronik iletilerden söz etti. Bu dostum bir siyasetçi, kendisi hakkında hem küfür hem de iftira edilmiş.
“Ne yapabilirim” diye soruyordu.
“Yargıya git” demekten başka bir önerimiz olmadı.
Ama yargının da bu serseri kurşunlara yapabilecek çok fazla bir şeyi olmadığını da ekledik.
Bunun gibi onlarca örnek var.
Birileri bunun adına “ifade özgürlüğü” diyorsa, fena halde yanılıyor demektir.
İfade özgürlüğü, hakaret ve iftira etme hakkı değildir.
Hem evrensel hukuk, hem de yasalar ifade özgürlüğü ile hakareti kalınca bir çizgiyle ayırmaktadır. Özellikle yazılı basında, eline kalem alan bir adam çıkıp önüne gelene sövüp saysa bunun bedelini yargı önünde öder; hem de ağır bir şekilde...
Aynı şeyi o korsan sitelerde sahte isimlerle yaparsa, yaptığı yanına kar kalır!
En azından kısa vadede durum böyle…
Birkaç yıl öncesine kadar, basından yana dertli olan kişiler, “Erzurum’da bu kadar gazeteye ihtiyaç var mı, nedir bu Allah aşkına, sabah yatağından kalkan bir gazete çıkarıyor?” der ve bol bol sitem ederdi. Biz de “Türkiye demokratik bir ülke olduğu için insanların düşüncelerini yaymalarının önünde yasal bir engel yoktur. Parası olan istediği gazeteyi çıkarabilir” derdik.
Anlatırdık ama nafile...
Bir soru işareti kalırdı hep...
Şimdi, eskiye rahmet okunur oldu!
İnternette ki korsanlar, önüne gelenin gazete çıkardığı dönemleri aratıyor.
Etraf “bilgi kirliliği” yüzünden düpedüz çamura bürünüyor.
Söyleyecek sözünü veya iddiasını adam gibi ortaya çıkıp meşru zeminlerde yapamayanlar, gıcık gittiği bir siyasetçiyi, bürokratı veya işadamını adı adresi bilinmeyen kaynaklardan acayip şekilde hırpalıyor.
Bunun adına veya bunun olduğu döneme “bilgi çağı” deniliyor.
İyi de hangisi doğru, hangisi yanlış?
Bir kılavuz da lazım ki, doğruyu, eğriden, kirliyi temizden ayırsın...

Bu yazi 224 defa okundu.

<< Önceki || Sonraki >>


Yorum Ekle
Başlık:
Metin:
*Üye girişi yapılmadığından yorumlarınız "Misafir" rumuzu ile yayınlanır. Ücretsiz Üyelik için tıklayınız.
Tavsiye Et
Sayin okucuyumuz bu yazıyı istediğiniz kişiye gönderebilirsiniz.
*Kime:
*Kimden:
*Kisa Mesaj :
 
* İlgili yerleri boş bırakmayınız!
Yorum Yap
Tavsiye Et
Yazdır
Kaydet
Yorumlar ( 1 / 1 )
katılıyorum
yazını okudum gerçekten harika mesela gazeteci geçinen kişi bir köşe yazısı yazıyor konudan anladığı yok bir eğitimide yok ama konuyu köşede bir işliyorki sanki yıllarca bu konunun uzmanı tabi konunun uzmanı bu yazıyı okudumu gülüyor yazıyı yazan kişide gurur duyuyor.bilgi yokki kirlilik olsun işte yazdığın gibi önünde internet basıyo bir tuşa geliyo bilgi oda ordan yazıyo.insanın kendini anlatması güzel bişe.

Gön.: Misafir , 22:20   03 Subat 2012
<<
>>
TEDAŞ Böyle intikam alıyor!
TEDAŞ Böyle intikam alıyor!
Rusya'nın Facebook'u kapatıldı
Rusya'nın Facebook'u kapatıldı
Açık Havada Ortak Resim Sergisi!
Açık Havada Ortak Resim Sergisi!
Erdoğan bu üç ili çok istiyor!
Erdoğan bu üç ili çok istiyor!
Diğer Yazıları
 
Yazarlar
1 2
Okunan:
Hafta / Bu Ay / Yıl
İlgili Haber
Erzurum menüsü
Ajanslarımız Güncel Haber Ajansı(Gün-Ha) İHA İhlas Haber Ajansı
» Sitene Ekle  » Anasayfa Yap  » Sık Kullanılanlar  » RSS  » Site Haritası
©2007 Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.