Gazete Güncel- Erzurum halkının ve kamuoyunun derin bir hassasiyetle takip ettiği tarihi ve kültürel varlıkların korunması meselesi, son olarak Erzurum Kongre Binası’nda bulunan nadide eserlerin Ankara’ya taşınması kararıyla yeniden gündeme oturdu. Kentin hafızasını, milli mücadelenin köşe taşlarını ve sanatsal birikimini doğrudan ilgilendiren bu durum, bürokratik kararlar ile kent aidiyeti arasındaki makasın ne kadar açıldığını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Bu haklı isyanı, somut gerekçeler, tarihi arka plan ve kentin hafızası üzerinden detaylandırarak güçlü bir kamuoyu yazısı haline getirdik:
Bir Kentin Hafızası Nasıl Korunur? Erzurum’un Değerleri Neden Erzurum’dan Koparılıyor?
Erzurum, sadece coğrafi bir merkez değil; bu toprakların bağımsızlık mührünün vurulduğu, küllerinden doğan bir milletin ilk toplu iradesini dünyaya haykırdığı "Kongre Şehri"dir. Dolayısıyla Erzurum’daki her tarihi taş, her müze envanteri ve her nadide eser, yalnızca birer "nesne" değil, bu kentin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ortak hafızasıdır.
Son günlerde, tarihi Erzurum Kongre Binası’nda bulunan 322 nadide eserin –ki bu envanterin içinde el emeği, göz nuru 47 parçalık muazzam bir Esmaül Hüsna koleksiyonu da yer alıyor– "deprem güçlendirmesi" ve "Erzurum’da bu eserleri koruyacak uygun yer bulunmadığı" gerekçesiyle Ankara’ya taşınacağı gerçeği, kent hafızasına yönelik ciddi bir endişeyi beraberinde getirmiştir.
Üniversitenin Çözüm Çabası ve Bürokratik Duvar
İşin en düşündürücü kısmı ise, kentin kendi dinamiklerinin bu soruna profesyonel ve yerel bir çözüm üretmiş olmasına rağmen bürokrasinin buna kulak tıkamasıdır.
Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, bu eserlerin Erzurum’dan ayrılmaması adına resmi bir hamle yapmış; Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü’nden 322 eserin kendilerine devredilmesini talep etmiştir. Fakülte bünyesinde hazırlanan, her türlü güvenlik ve iklimlendirme altyapısına sahip, profesyonel yeni sergi alanında bu eserlere seve seve ev sahipliği yapabileceklerini bilimsel ve kurumsal bir güvenceyle ortaya koymuştur. Amaç nettir: Erzurum’un değeri, Erzurum’da kalmalıdır.
Ancak alınan yanıt, vizyoner ve kent milliyetçisi bir yaklaşımdan uzak, tamamen teknik bir geçiştirmeden ibaret olmuştur: "Eserlerin Ankara'ya götürülmesi için yapılan sigorta işlemleri tamamlandı, bu yüzden talebiniz uygun görülmemiştir." Sorarız; bir sigorta poliçesi, bir kentin tarihsel ve kültürel hakkından, o kentin köklü üniversitesinin akademik güvencesinden daha mı değerlidir?
Geçmişin Acı Tecrübeleri: Gidenlerin Dönmediği Bir Kronoloji
Erzurum halkının bu taşınma kararına gösterdiği refleks, haksız bir şüpheye değil, acı tecrübelere dayanmaktadır. Kent, geçmişte de "geçici" ya da "koruma" adı altında elinden alınan değerlerin bir daha geri dönmediğine defalarca şahit olmuştur:
-
Kongre Mührü: Erzurum Kongresi'nin o tarihi mührü götürüldü ve bir daha bu şehre geri getirilmedi.
-
Halk Eğitim Merkezi: Havuzbaşı’ndaki Halk Eğitim Merkezi yıkıldı; buradaki tarihi ve sanatsal eserler gönderildi, akıbetleri kentin hafızasından silindi.
-
Kale İçindeki Tarihi Toplar: Daha birkaç yıl önce, kale içindeki tarihi toplar vince yüklenip Edirne’ye götürülmek istendi. Eğer Erzurum Kalkınma Vakfı (ERVAK) Başkanı Erdal Güzel ve duyarlı Erzurumlular son anda müdahale edip o vinçlerin önüne dikilmeseydi, o toplar da bugün Erzurum’da olmayacaktı.
Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün Asli Görevi Nedir?
Bir kentin Kültür ve Turizm Müdürü ile yerel idarecileri, sadece Ankara’dan gelen tahliye talimatlarını uygulayan, lojistik ve sigorta işlemlerini takip eden birer memur değildir. Onların asli görevi; yönettikleri kentin kültürel mirasına sahip çıkmak, o mirası yerinde korumak, yaşatmak ve o kentin değerlerini dışarıya kaçırmak isteyen iradeye karşı yerel çözümleri (üniversite iş birliği gibi) savunmaktır.
"Erzurum’da bu eserleri koruyacak yer yok" demek, bu şehre, bu şehrin köklü üniversitesine ve kentin bürokrasisine yapılmış bir haksızlıktır. Eğer yer yoksa, o yeri var etmek, alternatif sunan Atatürk Üniversitesi ile masaya oturup ortak bir formül üretmek Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün görevidir.
Sonuç: Emanete Sahip Çıkma Zamanı
Tarihi Kongre Binası’nın deprem güçlendirmesi elbette hayati bir zorunluluktur. Ancak bu güçlendirme bahanesiyle kentin içini boşaltmak, eserleri yüzlerce kilometre öteye taşımak kabul edilemez. Erzurum Kongresi’nin ruhu, sadece o binanın duvarlarında değil, içindeki hatıralarda ve eserlerde yaşar.
Erzurum kamuoyunun, sivil toplum kuruluşlarının ve siyasilerinin bu duruma sessiz kalmaması; sigorta işlemleri gibi bürokratik bahanelerin arkasına sığınılmasına izin vermemesi gerekir. Erzurum’un malları Erzurum’da kalmalı, restorasyon süresince üniversite bünyesinde güvenle sergilenmeli ve çalışma bittiğinde ait olduğu yere, Kongre Binası’na geri dönmelidir. Aksi takdirde, tarih gidenleri de, gitmesine göz yumanları da unutmayacaktır.