Benden üç yaş büyüktü.
Mesleğe başladığımda Öztürk ağabeyi, Hürriyet’in isim yapmış muhabirlerinden biriydi.
Birlikte aynı çatı altında mesai yapmadık, ama birbirimizi takip ederdik.
Meslektaş olmamıza rağmen bazen kavgaya tutuştuğumuz da olmuştu.
Bu kavga tamamen mesleki saiklerle olurdu.
Yani bir çıkar kavgası değildi.
Kaç vakittir rahatsızdı, aylarca hastane odasında tedavi gördü.
Kıymetli dostum Vahit Alkır’la birlikte hastanede ziyaret ettiğimizde ümitvardı, iyileşip yeniden o keskin yazılarını kaleme almayı hedeflemişti.
Muhterem eşi hanımefendi de oradaydı.
Kendisini fazla yormamak adına, sohbeti kısa kesmeye çalıştıysak da muvaffak olamamıştık.
Yazamıyordu, bu sebeple konuşmak istiyordu.
Rabbim rahmeti ve merhametiyle muamele buyursun inşallah…
Öztürk Akkök, gözükara bir gazeteciydi. Çok da bilge biriydi.
Araştırır, soruşturur, olayların arka planına sızardı…
Sahibi olduğu Ekspres gazetesinde günlük yazılar yazdı.
Öyle zaman geldi ki, tamamen farklı kulvarlarda olduk. Ne o benim yazdıklarımı tasvip etti ne de ben onun yazdıklarını…
Buna rağmen her ikimizin de müştereği vardı.
O da: Basın ahlakıydı.
Cesur bir gazeteciydi.
Bu yanından ötürü fiziki saldırıya bile uğradı.
Birlikte çıktığımız televizyon programlarında, birbirimize çalım atmak için az mücadele etmemiştik hani…
Her ikimiz de belli yaşlara ulaşınca, gençliğin verdiği o uçarılıklardan kaçıp daha aklıselim düşünmeye başladık.
Son yıllarda o kadar çok aynı kavşakta buluştuk ki, o da ben de “bu ne samimiyet” der olduk.
Öztürk ağabeyi, bu şehri yazdı, fotoğrafladı, belgesel yaptı…
Hırçın bir yapısı vardı, lakin o görüntünün zamirinde esasında çocuksu masum bir duygu yatardı.
Kavgalı olduğumuz bir dönemdi.
Yaptığım haberlerden ötürü ölüm tehditleri alıyordum.
Bu yüzden devlet bana iki koruma polisi tahsis etmişti.
Hiç ummadığım bir ziyaretçim gazeteye geldi.
Evet… O kişi Öztürk Akkök’tü…
“Ne yapabiliriz, bir yardımımız dokunur mu?” dedi.
Rahmetli memleket sevdalısı bir gazeteciydi.
Bazen o sevdayı öylesine aşkın yaşıyordu ki, özellikle siyasetçileri yerden yere çarpıyordu yazılarında…
Pırıl pırıl üç aslan gibi evladı var. Bir de iyi zamanında da hasta halinde de ondan hiç mi hiç uzaklaşmayan eşi…
Ve tabi ki arşivlerde sıra sıra duran haberleri, yazıları…
Öztürk Akkök de her fani gibi vadesi dolunca “Allahaısmarladık” dedi.
Mekanı cennet olsun.
İz bırakan bir gazeteciydi.