Bir hayâl gerçek oluyor...

Mehmet ŞENER

Şehir dışındaydım, bu sebeple törene katılamadım. Orada olmayı çok istiyordum oysa... En çok da, bir rüyayı gerçeğe dönüştüren kahramanı görmek istiyordum. Bilmiyorum. O gün orada mıydı değil miydi...çünkü O, öylesine mütevazi bir Dadaş ki muhtemelen "ola ki benim adımdan söz ederler" diye, etrafta gözükmemiş olabilir.Hani, büyük projelerin isimsiz kahramanları vardır ya...Bizimki de işte onlardan biri... Kim bilir kaç yılını ve cebinden ne kadar para, sırf bu proje hayata geçsin diye harcadı.İsimlerini verip de mahcup etmeyelim, lâkin niceleri O'nu ciddiye almadı, randevu vermedi, kimi yönetici makamındaki dangalaklar da kendilerine rakip olarak gördüğü için her fırsatta takoz koymaya çalıştı.Ve fakat O, hiç yılmadı. Her aşamasında, adeta elde dokunan bir halı gibi O'nun ilmekleri vardı. Sabırla, inançla, azimle işledi...Rektör Hikmet Hoca hariç, neredeyse kimseye anlatamadı yapacağı işin bu şehre katacağı katma değeri...Kimileri O'nu kendine rakip görürken, kimileri de "bu adamın muradı ne, niye bu şehir için kendini paralayıp duruyor" dedi.Bendeniz, O'na; yani O'nun bu şehir için kurduğu hayallere ilk inananlardan biri oldum. Öyle ki, zaman içinde müridi bile oldum...O'nun hayalinin ete kemiğe büründüğü gün Erzurum'da değildim. Yani senelerdir beklediğim gün, kader beni başka bir yere savurmuştu...Telefonuma bi' baktım beni arıyor, cevap veremedim.Yutkundum, sustum. "Olsun" dedim. Ben orda değilim ama O, bir rüyanın nasıl gerçekleşebileceğini şu anda herkese gösteriyor ya...Orada olsam ne yazar olmasan ne...Bir an O'nu tasavvur ettim: Üzerinde tiril tiril şerefli bir Türk subayı üniforması, sol yakasında doktor rozeti...Sinesinde de Aziziye Tabyası kadar muhkem bir Dadaş yüreği...Öyle durmalıydı orada...Vakur... Tıpkı zafer kazanmış bir kumandan edasında...Tam tersi olmuş...Kuşlar haber verdi:Üzerinde ne üniforma, ne de yakasında doktor rozeti varmış... Kuşlar dedi ki, "Ama görmeliydin, sinesinde öyle kocaman bir yürek vardı ki, sürekli vatan vatan diye çarpıyordu. Yani her Türk subayı gibi...Anladım; O, yine her zaman olduğu gibi tevazudan örülü çadırının içinde saklanmış yani... Bir kenarda; alkıştan uzakta, öylece durmuş...Değil mi ki, büyük adamların küçük hesapları olmaz...Geçen hafta Erzurum'da, bakan Efkan Alâ ve İdris Güllüce'nin de katıldığı bir temel atma töreni yapıldı...Şayet proje amacına uygun gerçekleşirse Erzurum, bir kaç yıl sonra dünyada dahi emsaline zor rastlanılacak muhteşem bir eser kazanacak.İçinde, müzeler, parklar, sosyal alanlar, konaklama tesisleri, kültürel mekânlar ve daha nice nice ilklerin olacağı bir eser...Hiç kimse inkâr etmesin; bu eserin yegâne müellifi O ise, projeye başından beri sahip çıkıp her zeminde savunan ve bugünlere gelmesine vesile olan da Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Hikmet Koçak'tır...Hakkını teslim edelim ki, başta Alâ ve Güllüce olmak üzere, Başkan Sekmen de projeye sahip çıktı...Sıradan bir çalışma değil, hele hele de siyaseten atılmış bir temel hiç değilBütün kalbimle inanıyorum ki...Erzurum'u, öteki illerden "farklı" kılacak bir eser olacak.Bilenler biliyor da, bilmeyenler de haklı olarak merak ettiler. Soruyorlar: "Kim, O...?"Sadece şu kadarını söyleyeyim:O, bu şehrin en hakiki, en vefakâr, en çalışkan, en yürekli, en dürüst, en yüreği memleket sevgisiyle dolu yiğit evlatlarından biri...Türk subayı, başarılı bir doktor...Hâlâ kim olduğunu bulamadıysanız, bana değil gidin Hikmet Hoca'ya sorun...Daha da olmadı...O gün o temel atma törenini hatırlayın. Bakın bakalım ki o gün herkes en öne atılmaya çalışırken, kendisini saklamak için en arkalarda gizlenmiş kim vardı...İşte O, O'ydu...O proje bittiğinde orada bir tarih duvarı olacak. Hiç kuşkunuz olmasın ki o tarih duvarında en iri puntolarla O'nun adı yazılacak...Çünkü O, bunu çoktan hakketti...Saygıyla selamlıyorum seni, büyük komutan...