Gazete Güncel- Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, tutuklu olması nedeniyle tartışmaya açılan 'adaylık' süreci hakkında ilk kez bu kadar net konuştu. İmamoğlu, Türkiye'nin geleceği için kendi yerine biri aday çıkarsa destek olacağını ancak bunun bir 'yol' olmadığını belirtti. İmamoğlu, kendisine yapılanın başkasına da yapılabileceğini ve 'zorbalığa' boyun eğilmemesi gerektiğini ifade etti. İmamoğlu şöyle konuştu:
"Türkiye'de demokrasi hangi yolla, kimin adaylığıyla korunacaksa, o yola destek olurum, o adaya destek olurum. Ancak şunu da vurgulamak isterim: İktidar yargı kumpasıyla rakibini oyun dışına ittiğinde, 'Tamam o zaman başka adayla yarışalım' dersek bugün İmamoğlu'na yapılan, yarın da başkasına yapılır. Bunu da görmek, buna uygun davranmak lazım.
'İmamoğlu olmadı başkası olsun' demek kolay, ancak bu yol da yol değil. Bu zorbalığa başımızı eğmemeliyiz"
"BÜYÜK BİR HAZIRLIK YAPIYORUM"
İBB’ye yönelik “yolsuzluk” soruşturması kapsamında açılan davanın ilk duruşması 9 Mart’ta Silivri’de görülecek. Ekrem İmamoğlu, hem hukuki hem siyasi hazırlık yaptığını söyledi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik “yolsuzluk” iddialarıyla açılan davanın ilk duruşması 9 Mart’ta İstanbul Silivri’deki Marmara Cezaevi Kampüsü’nde başlayacak.
İmamoğlu, davaya ilişkin hazırlıklarını BBC Türkçe’ye anlattı. Davanın yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi bir boyutu olduğunu söyledi.
İmamoğlu hazırlık sürecini şöyle anlattı:
"Öncelikle, İBB Davası ismiyle bu ülkenin şerefli insanlarına, siyasetçilere, bürokratlara, belediyelerimizdeki işine gücüne bakan, siyasetle ilgisi ve alakası olmayan çalışanlara bile yolsuz, hırsız yaftasını koymaya çalışan bu girişimin ne olduğunu cümle aleme anlatmak adına büyük bir hazırlık yapıyorum.
Sadece 19 Mart'ta başlayan kumpas sürecini değil, Türkiye'ye yıllardır yaşatılanları milletin vicdan mahkemesine çıkartacağımız bir duruşmaya hazırlanıyorum."
İmamoğlu yalnızca savunma hazırlamadığını, siyasi değerlendirmeler içeren bir çalışma yürüttüğünü de belirtti. Bu süreci şöyle anlattı:
"Aynı zamanda ülkemizin adaletten devlet yönetimine, dış politikadan ekonomiye, tarımdan eğitime yaşadığı durumu ve çıkış yolumuzu milletimizle paylaşmak adına önemli bir siyasi çalışmayı gerçekleştirdiğim bir süreçteyim.
"Çok okuyor, çok yazıyorum. Milletimizin hislerini duyuracağım duruşma gününü sabırsızlıkla bekliyorum."
İMAMOĞLU'NDAN GÜRLEK'E: O DEĞİL MİYDİ
İBB soruşturması, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olduğu dönemde Akın Gürlek tarafından yürütüldü. Gürlek 11 Şubat’ta Adalet Bakanı olarak atanmıştı.
İmamoğlu, bu atamanın siyasi davalar konusunda soru işaretleri doğurduğunu söyledi ve Gürlek’i şu sözlerle eleştirdi:
"Eğer yürütmeye yakın isimler yargı mekanizmasının en tepesine geliyorsa bu durum, ister istemez siyasi davalarla ilgili soru işaretlerini arttırır.
"O değil miydi hakimken bakan yardımcısı, sonra da sırf bizi tutuklatmak, görevimizi yapmamızı engellemek için İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı yapılan?
Türlü iftiralarla, yalancı tanık beyanlarıyla dolu bir iddianame hazırlayarak siyasetin yargı üzerindeki vesayetine alet olan? Siyaset için gayet kullanışlı.
Ama gün gelecek, birileri için bu kullanışlılık bitecek ve yollar ayrılacak. O zaman tarih, şahsi çıkarları uğruna aldığı eğitime, mesleğine, adalete ve milletin vicdanına ihanet edenleri yazacak."
İmamoğlu, hukuk eleştiri ile bir Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ni de eleştirerek şu değerlendirmeyi yaptı:
"2017 Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye'de kimin bakan olduğunun çok da bir önemi yok. Akın Gürlek olmuş, Yılmaz Tunç olmuş, fark etmiyor. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi denilen bu ucube rejimde bakanlar, devletin ve milletin değil, tek bir şahsın bakanı. Akın Gürlek de öyle."
TRT ÇAĞRISI
Gürlek’in daha önce dosya hakkında yaptığı açıklamalara da değinen İmamoğlu, yargıya güven tartışmasına dikkat çekti. İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:
"Elbette her savcı dosyasına güvenir. Ama Türkiye'de sorun tam da burada başlıyor: Yargıya güven ile yargının kendine güveni aynı şey değildir. Bugün toplumun yaklaşık yüzde 80'i yargı süreçlerinin siyasi atmosferden bağımsız yürüdüğüne inanmıyor.
Eğer gerçekten kimse yalnızca tanık beyanıyla tutuklanmadıysa, o halde bırakın süreçler tamamen şeffaf yürüsün. Bırakın kamuoyu her detayıyla görsün. Bağımsız hukukçular değerlendirsin. Basın özgürce takip etsin. Teklif ettiğimiz gibi duruşmalar TRT'den yayınlansın çünkü adalet, kapalı kapılar ardında değil, milletin vicdanında tecelli eder."
"ÇANKAYA KÖŞKÜ'NE YÜRÜDÜĞÜMÜZ GÜNÜ BEKLİYORUM"
Tutuksuz yargılanması gerektiğini savunan İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:
"Kaçma şüphem mi var? Ne kaçması, ben Çankaya Köşkü'ne yürüdüğümüz günü bekliyorum! Delilleri karartma şüphem mi var? Geçen 11 ayda iftiralarına bir tane delil bulabildiler mi? Delil mi var ki karartacağım?"
BAŞKASININ ADAYLIĞI İÇİN İLK KEZ BU KADAR NET KONUŞTU
Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarına da değinen İmamoğlu, adaylığının kişisel bir karar olmadığını söyledi.
Adaylık konusunun kişisel bir mesele olmadığını belirten İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:
"Daha büyük bir meselenin parçası. Daha büyük mesele de şu: Türkiye bir demokrasi olarak kalacak mı, kalmayacak mı? Türkiye, iktidarların seçim yoluyla değiştiği bir ülke olarak kalacak mı, kalmayacak mı?"
İmamoğlu, kendi yerine bir Cumhurbaşkanı adayı alternatifi hakkında da ilk kez konuştu.
İmamoğlu, adaylığının engellenmesi zorbalık olduğunu ve buna boyun eğilmemesi gerektiğini ifade etti.
İmamoğlu'nun bunun bir 'yol' olmadığını dile getirdi. İmamoğlu şunları ifade etti.
"Kendi adıma şunu belirtmekte bir an bile tereddüt etmem: Türkiye'de demokrasi hangi yolla, kimin adaylığıyla korunacaksa, o yola destek olurum, o adaya destek olurum.
Benim meselem İmamoğlu Cumhurbaşkanı olsun meselesi değildir. Mesele Türkiye meselesi, mesele demokrasimizin akıbeti meselesidir.
Dolayısıyla, ülkenin hayrına, demokrasimizin menfaatine hangi yol daha etkin bir şekilde hizmet edecekse zamanı geldiğinde ben de o yolun yolcusu olurum.
Ancak şunu da vurgulamak isterim: İktidar yargı kumpasıyla rakibini oyun dışına ittiğinde, 'Tamam o zaman başka adayla yarışalım' dersek bugün İmamoğlu'na yapılan, yarın da başkasına yapılır. Bunu da görmek, buna uygun davranmak lazım.
'İmamoğlu olmadı başkası olsun' demek kolay, ancak bu yol da yol değil. Bu zorbalığa başımızı eğmemeliyiz. Milletin talimatı da budur. Bugün bana yapılanın yarın başkasına yapılmayacağını kim garanti edebilir?
Dolayısıyla, yapmamız gereken öncelikle iktidara 'milletin iradesinin karşısında duramazsın' demek. 'Türkiye'yi iktidarların seçimle değiştiği bir ülke olmaktan çıkaramazsın' mesajını en güçlü şekilde vermektir."
"BENİ ENGELLEYEN YARIN BAŞKASINI DA ENGELLER"
İmamoğlu, seçimler için geniş bir demokrasi ittifakı gerektiğini belirtti.
"…Bugün beni engelleyen yarın da başkasını engeller. Bu yüzden, önümüzdeki seçimler için başta partim CHP olmak üzere bütün muhalefet partilerinin, onlar da yetmez, demokrasiden yana bütün kurumların, bütün demokratik örgütlerin, bütün çevre ve inisiyatiflerin, demokrasiden yana herkesin biraraya gelip birlikte bir yol inşa ettiği bir seçenek geliştirmemiz gerekiyor.
Pusulada tek aday olmasını mı planlıyorlar? Köy derneği seçimi gibi tek adayla mı gideceğiz seçime? Ham hayaller ve boş işler peşindeler."
İmamoğlu, CHP’nin son dönemde parti içi birlik sağladığını söyledi.
"İktidarın partimizi her yönden kuşatmaya çalıştığı bu dönemde partide bütünleşmeyi sağlamak bir kere başlı başına büyük bir başarı."
Partinin güçlü bir şekilde direndiğini belirten İmamoğlu şöyle konuştu:
"Kontrollü muhalefet olmaya hevesli bazı kişiler dışında partimiz birarada, çelik gibi bir iradeyle direnmeyi sürdürüyor. İktidarın partimizi davalarla oyalama taktiği de artık çalışmıyor."
İmamoğlu, parti programının hazırlandığını ve bir sonraki aşamada hükûmet programının açıklanacağını söyledi.
"Sonraki aşamada ise iktidarın basın kuşatmasını aşmak için milletimizle yüz yüze iletişim kurmaya odaklanmamız gerekiyor."
İmamoğlu, CHP’nin üye sayısının artırılmasının önemine dikkat çekti.
"Genel başkanımızın da çağrısını yaptığı iki milyon üyemizle yapacağımız kampanya bu anlamda oldukça önemlidir.
Ayrıca üye sayımızı da 2025'teki ivmeyi kaybetmeden artırmaya devam etmeliyiz. CHP'nin beş milyon üyesi olduğunda yargıda, bürokraside kimse muhaliflere karşı böyle pervasızca hareket edemez. Siyasetin de denklemleri değişir."
BAHÇELİ'YE ÇAĞRI
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin zaman zaman adil yargılama çağrıları yaptığını belirten İmamoğlu, bu konuda net tavır beklediğini söyledi.
"Sayın Bahçeli, sağolsun Türkiye için olduğu gibi bizim için de zaman zaman 'aslında hak olan' şeylerin gerçekleştirilmesi için çağrılarda bulunuyor. Fakat haberi olsun, iktidar ortağının ya kulakları duymuyor ya da duysa bile umrunda olmuyor.
Bize bulduğu her fırsatta masumiyet karinesini hiçe sayarcasına 'hırsız, yolsuz' diyen Sayın Bahçeli'nin bir karar vermesi gerekiyor. Adil yargılama mı talep ediyor, yoksa zikzak söylemlerle milletin kafasını mı bulandırıyor."
İmamoğlu, İmralı Süreci'ne başından beri destek verdiğini söyledi. Ancak sürecin mevcut gidişatından memnun olmadığını belirten İmamoğlu, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın 'pazarlık' yapacağını savundu:
"Nitekim, müdahalemiz işe yaradı ki komisyon, örgütün feshi ve örgüt mensuplarının entegrasyonuyla beraber demokrasimizin acil meselelerini de gündemine aldı. Ancak ne sürecin geldiği noktadan ne de komisyonun hazırladığı rapordan memnunum.
Örgütün feshi ve örgüt mensuplarının entegrasyonu için bir çerçeve ve mevcut anayasa ve yasalara uymayı önermenin ötesine geçmeyen bir rapor çıktı komisyondan. Tabii şimdi top Meclis'te ve iktidarda.
Komisyonun önerdiği anayasaya ve yasalara uyun çağrısının yerine getirmek iktidarın bileceği iş.
Ancak gidişat şunu gösteriyor: Cumhurbaşkanı komisyonun 'anayasaya ve yasalara uyulsun çağrısının' gereğini yapmak yerine, atması gereken en temel adımları bile örgütle ve Meclisteki partilerle pazarlık konusu yapacak. Belli ki hem terörün sonlandırılmasıyla hem de diğer konularla ilgili adımları iktidarda kalma hesaplarına malzeme yapacak. Dilerim yapmayı planladığı pazarlıklar süreci riske atmaz."