Devlet Bahçeli: 15 Temmuz işgal teşebbüsüdür

Grup toplantısında 15 Temmuz hain darbe girişimi hakkında konuşan Devlet Bahçeli, "15 Temmuz işgal teşebbüsüdür. 15 Temmuz geleceği korumak adına milli mecburiyettir" dedi.

Gazete Güncel- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Konuşmasında  15 Temmuz'un Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin adı olduğunu belirten Bahçeli, bir de uyarıda bulundu.

"10'uncu yıl dönümünde üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir diğer husus daha vardır" diyerek söze başlayan Bahçeli, "FETÖ ile mücadele geçmişte kalmış bir mesele değildir. FETÖ tehdidinin tamamen ortadan kalktığını düşünmek ciddi bir yanılgıdır. İhanetin yöntem değiştirmesi, ihanetin sona erdiği anlamına gelmez. Tehdidin görünmez hâle gelmesi, tehdidin yok olduğu anlamına gelmez. Dün himmet adı altında örgütlenenler vardı; bugün başka maskelerle ortaya çıkmak isteyenler olabilir. Dün eğitim kisvesini kullananlar vardı; bugün farklı alanlarda benzer yöntemlere başvuranlar olabilir. Dün devletin mahrem yapılarına sızmaya çalışanlar vardı; yarın başka yollar deneyenler olabilir. Bu sebeple devlet hafızasının diri tutulması, tedbirlerin tavizsiz sürdürülmesi ve millî şuurun canlı tutulması hayati önemdedir. Unutulmamalıdır ki millet hafızasını kaybettiği gün tehditler yeniden güç kazanır" ifadelerine yer verdi.

Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle;

"Grup toplantımızı yurt dışında televizyon ekranları, radyo kanalları ve sosyal medya platformları vasıtasıyla bizleri takip eden aziz vatandaşlarımıza şükranlarımı iletiyorum. Gönül ve kültür coğrafyalarımızda nice müşkülata rağmen şahsiyetini muhafaza ederek haysiyetli bir hayat mücadelesi veren tüm kardeşlerimize selamlarımı gönderiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bu mümtaz çatısı altında sizlerle bir kez daha bir araya gelmekten bahtiyarlık duyuyor, her birinizi en derin kardeşlik duygularımla ve muhabbetle kucaklıyorum.

Değerli dava arkadaşlarım; tarihin bazı perdeleri vardır. Sadece geçmişte olup biteni göstermekle kalmaz. İçinde yaşadığımız zamana da çarpıcı bir şekilde ayna olur. Henüz görünmeyenin işaretlerini, bilinmeyenlerin haberini ve geleceğin muhtemel istikametlerini de aynı anda sezdirir. Bazı meclisler vardır ki yüzeyde yalnızca devlet başkanlarının teşekküllerinden ibaret görünse de derinlerdeki niyetleri, milletlerin karakterlerini, saklı kalmış güç merkezlerini ve zamanın henüz duyulmayan ayak seslerini tek bir mekânda düğümler.

"ANKARA'DA TOPLANAN NATO ZİRVESİ..."

Ankara'da toplanan NATO Zirvesi'ni alelade bir diplomasi faaliyeti gibi okumak eksik, sığ ve sakat bir değerlendirme olacaktır. Ankara'da 70 yılı aşan ittifak hukukunun muhasebesi yapılmış Soğuk Savaş yıllarının hayalet cephe hatlarından bugünün çok katmanlı güvenlik bunalımlarına uzanan uzun yolun hesabı görülmüştür. Ankara'dan, 5. maddenin müşterek savunma ruhundan Ukrayna'ya verilen askerî desteğin geleceğine, 50 milyar doları aşan yeni tedarik hamlelerinden savunma sanayiinde ortak üretim arayışlarına, Avrupa'nın yıllarca ertelediği caydırıcılık açıklarından müttefikler arasındaki ambargo ve kısıtlama çelişkilerine, İran'ın nükleer programından Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer emniyetine, Suriye'de açılmak istenen yeni sayfadan Doğu Akdeniz ve Mavi Vatan hassasiyetlerine kadar geniş bir güvenlik kuşağının bütün açmazları aynı anda ele alınmıştır. Ankara'da müttefikliğin yalnızca kameraların parlak ışıkları altında verilen pozlardan, kriz günlerinde yayımlanan yalın kınama mesajlarından, kürsülerde cilalanmış cümleleri birbiri ardına sıralamaktan ibaret olmadığı, hakiki müttefikliğin hakkaniyet, samimiyet, üretim, paylaşım ve dayanışma üzerine bina edileceği açıkça anlaşılmıştır.

"NATO YENİ BİR DEVRİN ŞAFAĞINDADIR"

Türkiye, makroda yalnızca stratejik konumuyla değil, tarihî birikimi, devlet tecrübesi, siyasi iradesi ve millî kudretiyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin eriştiği siyasi ve stratejik seviye, Ankara Zirvesi'nde bir kez daha tebarüz etmiştir. Bugün NATO yeni bir devrin şafağındadır. Bu devir yalnızca savunma bütçelerinin sağına sıfırların eklenip rakamların büyütüldüğü bir devir değildir. Bu devir, kâğıttaki taahhüdün fabrikada üretime, üretimin sahada kabiliyete, kabiliyetin caydırıcılığa, caydırıcılığın da barışın teminatına dönüşeceği yeni bir merhaledir.

Böylesi bir çağda güvenlik yalnızca bütçenin büyüklüğüyle değil, o bütçeyi kabiliyete çevirecek üretim sürekliliğiyle ölçülecektir. Bugün NATO'nun önündeki mevzu aslında budur. İttifak bu yeni güvenlik çağının idrakine varmış mıdır? Savunma sanayiini birkaç ülkenin imtiyazlı alanı gibi görmekten vazgeçecek midir? Müttefikler arasında örtülü ambargo, lisans kısıtlaması, siyasi blokaj ve tedarik engeli gibi ittifak hukukunu yaralayan çelişkileri ortadan kaldırabilecek midir? Ankara Zirvesi işte bu soruları NATO'nun önüne koymuştur. 

"F-35 SÜRECİNİN YENİDEN ELE ALINMASI ÖNEMLİ"

Sayın Cumhurbaşkanımızın savunma sanayi kısıtlamalarının sona erdirilmesine dair çağrısı, Ankara Zirvesi'nin başlıca ikazlarından biridir. CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve F-35 sürecinin yeniden ele alınması yönünde beliren irade önemlidir. Ancak üzerinde durmamız gereken husus, Türkiye'nin yıllardır karşı karşıya bırakıldığı haksız muamelenin ittifak düzeninde meydana getirdiği itimat aşınmasını gidermektir. Zira Türkiye'nin sahadaki fedakârlığını kabul edip savunma kabiliyetini siyasi hesapların konusu yapmak akıl kârı değildir.

NATO'YA İMECE DAMGASI

Değerli milletvekilleri, yeni güvenlik çağının en dikkat çekici taraflarından biri de uzay, siber veri ve istihbarat boyutunun artık savunmanın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesidir. Bu bakımdan İMECE başlığı son derece anlamlıdır. İMECE'nin NATO'nun uzay ufkunda yeni bir kabiliyet olarak gündeme gelmesi, Türkiye'nin savunmayı yalnızca karada, denizde ve havada değil, uzayda da düşünen bir devlet aklına ulaştığını göstermektedir. İMECE, Türk mühendisinin mavi gökleri aşan kabiliyeti, semaların ötesini görüp feza karanlığını al bayrağımızla aydınlatmayı düşünen Millî Teknoloji Hamlesi'nin eseridir. Uzayın zifiri karanlığını delip geçen İMECE, Gök Kubbe'yi yaran KAAN'ın çelik kanatlarında vücut bulan irade. Yerli ve millî savunma davamızın insansız muharebe sahasındaki öncüsü KIZILELMA. Göklerdeki yeni nizamın habercileri AKINCI ve AKSUNGUR. Mavi Vatan'ın engin sularında tüm heybetiyle süzülen TCG Anadolu ve MİLGEM şaheserleri. Karada düşmanın yüreğine korku salan Altay tankımız. Tehditleri berhava eden Tayfun ve Bora füzelerimiz. Vatan sathını uçtan uca saran Çelik Kubbe'nin kilit taşları olan Siper ve Hisar sistemlerimiz. Karada, denizde, havada ve uzayda hükümranlık haklarımızın tavizsiz muhafızlarıdır. Böylesine devasa bir envantere elbette kolay ulaşmadık. Can Azerbaycan'ın merhum şairi Hüseyin Cavid'in dizelerinde ifade ettiği gibi. "Her karanlıkta çırpınır bir nur. Her hakikatte bir hayal uyur." Karşımızdaki bu muzaffer tablo, karanlıkta çırpınan nurun seher vaktiyle kavuşmasının, sabırla büyüyen hayallerin çelikten hakikatlere dönüşmesinin adıdır.

"AMBARGOLARI PARAMPARÇA ETTİK"

Yıllarca ilmek ilmek dokunan o vakur sabrın, ambargoların paslı prangalarını söküp atan Türk mühendislerimizin keskin zekâlarının, savunma sanayiinde ter döken işçilerimizin emeklerinin bereketli mahsulüdür. Atalarımızın dediği gibi, kimi komşular insanı mal sahibi yapar. Savunma sanayiindeki bu emsalsiz şahlanışın kökleri doğrudan doğruya maruz kaldığımız tarihî dayatmaların o çetin tecrübelerinde aranmalıdır. Kıbrıs Barış Harekâtı'nın hemen ardından boynumuza dolanmak istenen ambargo kemerleri, terörle mücadelede sahnelenen o iki yüzlü diplomasi, F-35 dehlizlerinde kurulan sinsi tuzaklar ve CAATSA yaptırımlarıyla örülen suni duvarlar asil milletimize kendi göbeğini kesmekten başka hiçbir yol bırakmamıştır. Maruz kalmayı elinin tersiyle iten Türk Devleti, asil fıtratının gereğini layıkıyla yerine getirmiş, kendi öz cevherine rücu ederek etrafındaki muhasara çemberini paramparça etmiştir.

İRAN-ABD SAVAŞI

Mutabakatın 1 ay geçmeden etkisizleştirilmesi ve İran topraklarının tekrara vurulması barış iradesini sarsmıştır. İran tarafı saldırıya uğramıştır ve vatandaşları öldürülmüştür. Bu gerçekler görülmelidir. Bunu müstakil bir saldırı olarak değerlendirmek vicdani değildir. Barışa olan güven sarsıldı.

Hiçbir devlet imza attığı mutabakatın kendisini korumasını beklerken saldırıya uğramayı razı olmaz ve kabul etmez. İran güvenliğini koruma hakkı vardır. Kaygıları müzakere masasında konuşulması mümkündür ama güvenlik kaygısı daha büyük krizin gerekçesi yapılamaz. Mutabakat şahsi tasarruflarla yürütülemez.

“TÜRKİYE’NİN YERİ AVRUPA’NIN BEKLEME SALONU DEĞİLDİR”

Avrupa yol ayrımında: Türkiye’nin dışlandığı yıllar Avrupa’ya ne kattı? Türkiye Avrupa’nın kendisine karşı dürüst olmasını istemektedir. Türkiye’nin yeri Avrupa’nın bekleme salonu değildir.

Avrupa’nın güvenliğini Atina’nın dar sokaklarına sıkıştırmak akıl karı değildir. Yunaninstan Başbakanı Miçotakis'in açıklamaları vahimdir. Kimse kendi müşterek sorunlarını Avrupa’sının konusu yapamaz. Türkiye pazarlık unsuru değildir. Türkiye’nin milli menfaatleri pazarlık konusu olamaz. Bu konudan geri atmayız.

Türkiye Avrupa için seçenek değil içine düştüğü kuyundan çıkmak için güvenlik bir halattır. Bunu kabul edenler kazanacaktır. Bu kabul etmeyenler er ya da geç dağılacaktır.

“BU MİLLET ESİR YAŞAMAZ”

15 Temmuz işgal teşebbüsüdür. Bağımsızlık mücadelesinin son halkalarındandır. Bunlar Türk halkına silah doğrulmuştur. Bu örgütün hesap edemedikleri şey ise Türk milletinin bağımsızlık aşkı ve devletine olan sadakatidir. Tankın karşısına çıkan, kurşunlara yürüyen işte bu şuurdur. Türk milleti o gece bir kez daha tarih yazmıştır. Bu millet esir yaşamaz. Bu millet iradesini vesayet odaklarına bırakmaz. FETÖ mücadeleyle geçmişte kalmış demek yanlıştır. İhanetin sona erdiği anlamına gelmez. Dün himmet adı altına örgütlenene başka maskelerle karışımıza çıkabilir. Başka yollar deneyebilirler. Devlet hafızası taze tutulmalı ve tedbirler elden bırakılmalı. FETÖ tehdidi ortadan kalkmadı. Millet hafızasını kaybettiği gün tehditler yeniden ortaya çıkar. 15 Temmuz’un hatırasını yaşatmak sadece geçmişe saygı değil geleceği yaşatmaktır ve millete vefadır. Türkiye’nin varlığı her türlü görüş ayrılığının üzerindedir. Başka Türkiye yoktur."

Olgun Kızıltepe

Haberler.com

Siyaset Haberleri

Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümüne ilişkin soruşturmada 10 ilde 25 şüpheli gözaltına alındı
"Sahtekarlar" demişti! Devlet Bahçeli'nin Haluk Levent sözleri yeniden gündem oldu
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ilk kez Mynet'e anlattı!
Trump'tan Ankara'da sıra dışı önlem