Gazeteciyi Mahkemeyle Tehdit Etmek: Adliye Koridorlarından Hakikatin Sesini Kısamazsınız
Günümüz medya ikliminde mesleğin onurunu koruyarak kalem oynatmak, her geçen gün biraz daha cesaret ve bedel istiyor. Artık gerçek gazeteciler, sadece yazdıkları yüzünden değil; bazen sırf görmezden gelmedikleri, birilerinin çıkarına dokundukları, hatta manipüle edilen gündemlerin arkasındaki perdeyi araladıkları için adliye koridorlarına sürükleniyor. Sosyal medyada paylaşılan tek bir cümle, kamu yararı gözeten tek bir haber; kimi zaman bir gözdağına, kimi zaman tehdit ve sansür mekanizmasına, çoğu zaman da “seni mahkemeye veririm” tehditlerine dönüşüyor.
Açık konuşmak gerekirse; bu şehirde ve bu ülkede belki de hakkında en çok suç duyurusunda bulunulan, adliye binalarının merdivenlerini en çok aşındıran isimlerin başında geliyorum. Hakkımda en çok dava açan isimlerin başında ise Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen oldu.
Peki, onca şikâyet, açılan davalar ve aba altından gösterilen sopalar neyle sonuçlandı?
Hiçbir şey! Açılan davaların hemen hepsi beraatle sonuçlandı. İlk derece mahkemelerinde aleyhime çıkan kararlar ise hukukun evrensel ilkeleri doğrultusunda istinaftan döndü; orada da haklılığımız tescillendi, beraat ettik. Çünkü ne kadar yıpratılmaya çalışılsa da bu ülkede mesleğini onuruyla yapan, vicdanının sesini dinleyen bağımsız hakimler ve işleyen bir hukuk düzeni hâlâ var. Gerçeği savunmanın meşruiyetini hiçbir siyasi baskı ortadan kaldıramıyor.
Şimdi gelelim asıl meseleye...
Bugün Erzurum’da "iyi ki varlar, bu şehirde hâlâ gerçek manada gazetecilik yapılıyor" diyebileceğimiz bir kaç meslektaşımız kaldı...
Hakikatin peşini bırakmayan Onur’dan son derece rahatsız olan, onun yazdığı her satırda uykuları kaçan belirli bir kitle var. Onur Sağsöz bugüne kadar bu kesimlerin ne üstü kapalı tehditlerine boyun eğdi ne de adliye koridorlarıyla gözdağı verilmesine pabuç bıraktı. O yalnızca gazetecilik yaptı, yapmaya da kararlılıkla devam ediyor.
Bunun son örneğini geçtiğimiz günlerde hep birlikte yaşadık. Onur, bir siyasetçinin halka açık bir toplantıda sarf ettiği sözleri haberleştirerek kamuoyunun gündemine taşıdı. Ancak alışılagelmiş refleks yine gecikmedi: Sayın siyasetçi, yüzlerce insanın gözü önünde, uluorta dile getirdiği ifadeleri neredeyse inkâr etme noktasına geldi.
Neyse ki artık çağ teknoloji çağı. Kameraların, cep telefonlarının, canlı yayınların ve dijital arşivlerin olduğu bir dünyada hiçbir şey karanlıkta kalmıyor; her şey saniyeler içinde kamuoyunun hafızasına kazınıyor. Gerçeği görmeyenler yalnızca mesleki sorumluluğunu unutup “üç maymunu” oynamayı seçen bir kısım çevreler oluyor.
Olayın üstünü örtemeyen Sayın siyasetçi ise çareyi yine en bildik yöntemde buldu: Mahkemeyle tehdit etmek ve gözdağı vermek.
Buradan açıkça seslenmek gerekiyor: Sayın siyasetçimiz, artık gazetecilere aba altından sopa gösterme alışkanlığını bir kenara bırakın. Adliye koridorlarını bir sindirme aracı gibi kullanmaktan vazgeçin. Eğer kürsüye çıktığınızda söylediklerinizin arkasında duramayacaksanız, konuşmalarınızı bir 'prompter'dan okuyarak yapın. Kendi kontrolsüz cümlelerinizin faturasını haberleştiren gazeteciye kesmeye çalışırsanız, yarın çok daha büyük puntolarla manşet olmaktan kurtulamazsınız.
Hukuk, gerçeğin peşinde koşanların zırhıdır; siyasi konfor alanını korumak isteyenlerin kalkanı değil. Bugüne kadar hakikati yazan, meslek ahlakından ödün vermeyen her meslektaşımın nasıl yanında durduysam, bundan sonra da aynı kararlılıkla yanlarında olmaya devam edeceğim.