Kartel mi çok güçlü devlet mi çok zayıf?

Mehmet ŞENER

Ramazan öncesi ürün fiyatlarına fahiş zamlar yapan ulusal marketleri cezalar da durduramadı.

Çünkü devletin kestiği para cezaları, adeta marketlere değil de, tüketiciye kesiliyor gibi…

İlgili işletmeler, kesilen ceza tutarını ürünlere zam yaparak kendi kasasından değil, vatandaşın cebinden ödüyor.

Bu ahlaksız tutum, vatandaşı çileden çıkarırken devletin de aklıyla oynuyor.

Buna mukabil yerel marketler ise, ramazan süresince özellikle temel gıda ürünlerine zam yapmama kararı aldı.

Türkiye Perakendeciler Federasyonu’nun aldığı bu karara, başta üç harfliler olmak üzere kimi büyük zincir marketlerin uymayacağı, yaptıkları fahiş zamlarla bir kere daha ortaya çıktı.

Elbette ki bu manşetle ironi yapıyoruz, ama çok da boşu boşuna bir soru değil hani…

Baksanıza bunca denetime ve yüzlerce milyonları bulan para cezalarına rağmen, gıda piyasasını elinde tutan ve küresel bağlantıları olan kimi ulusal zincir marketler dizginlenemiyor!

En katmerlisinden zam üstüne zam yapıyorlar.

Hani kanunlardan çekinmiyorlar da, Allah’tan da korkmuyorlar.

Tüketiciyi hesaba katmıyorlar, bunu herkes öğrendi artık… Tabiri caizse devlete de meydan okuyorlar!

Kesilen cezalar onlar için sinek ısırığı hükmünde…

Üstelik o cezaları da onlar ödemiyor, yine tüketicinin sırtına yüklüyorlar.

Baştan sona mafyayı ve suç örgütlerini kutsayan televizyon dizilerinde şöyle bir replik vardı:

“Cezası kaç liraysa kes makbuzunu… Ben bir sigara daha içeceğim.”

Kapitalizmin uşağı kimi işletmeler şimdi aynı mantığı güdüyorlar:

“Ey devlet… Kaç milyon ceza kesersen kes umurumda değil. Nasılsa o cezayı ben değil, yine senin vatandaşın ödeyecek.”

Öyle de oluyor, ne yazık ki…

Pekii devlet çaresiz mi?

Yani devlet dört tane kıçı kırık işletme karşısında aciz mi ki adamlar, asla frene basmıyorlar.

Yok; öyle değil.

Devlet kimse karşısında aciz değil de izlenen yol yanlış; kanunlar eksik…

Fahiş fiyata ürün satılan market tespit edildi, cezalar kesildi.

Buraya kadar tamam…

Lakin görüldü ki, kesilen cezalar da ifşa edilen isimler de caydırıcı olmuyor.

O halde devletin eli kolu bağlı mı kalacak?

Niye o şirketin ticaret ruhsatı iptal edilmiyor, marketleri mühürlenmiyor?

Kaldı ki kesilen cezaların büyük çoğunluğunun da yargı kararlarıyla iptal edildiğini biliyoruz.

Bir mahalle kahvehanesinde tuvalet yok diye, zabıta orayı mühürlüyor; ama milletin canını yakan zincir markete tefecilik yaptığı için yalnızca para cezası veriliyor.

Onu da zaten kendisi ödemiyor!

Yok; burada hak hukuk yok…

Tavşana kaç, tazıya tut oyunu mu oynanıyor; bilemedim…

Aynı gün içerisinde üç defa değişen etiketler süslüyor market raflarını…

Bunu söylediğim için çok üzgünün; fakat sanki de… Tüketici, Engizisyonda boynunu giyotinin altına koymuş kurban gibi…

Kim yasalardan ve adaletten daha güçlü?

Devletin en temel görevi, adaleti tahakkuk ettirmek değil midir?

“Ben para cezasını öderim ve bildiğim gibi vatandaşı haraca bağlarım” diyor, birileri alenen…

Böyle mi sürüp gidecek bu düzen?

Eskiden devlet, eşkıyaları ve millet düşmanlarını şehrin en merkezi yerlerinde ipe çekip sallandırırmış…

Herkese ibret olsun diye…

Kimse asılsın demiyoruz da, namussuzlar da analarından doğduğuna pişman edilsin istiyoruz.

Çok mu zor?

Ekmeğin karneyle satıldığı İkinci Harp zamanında, Türkiye’de kimi vilayetlerde ekmeği karaborsada satan kitapsız fırıncılar vardı.

Onlara ne oldu biliyor musunuz?

Ancak cenazeleri hapishanelerden çıkabildi…

Aynı soyadı taşıyanlar da, alelacele soyadlarını değiştirdi.

Misal; adamın soyadı “yılandı”…

O nasıl bir korkuysa artık, “Büyüktürk” soyadını aldı!

Tıpkı bugün hayatımıza nüfuz eden büyük marketler gibi…

Her biri Osmanlı Bankası kadar Osmanlı…