Mizahı severim. Hele de içerisinde zeka ve incelik varsa…
Yakın çevrem bilir. Fıkra hazinesi zengin biriyimdir.
Yazılarımda, sohbetlerimde mizaha da fıkraya da sıkça başvururum.
Usta gazeteci-yazar Yavuz Donat, vaktiyle Sabah gazetesindeki köşesinde, benden dinlediği fıkraları kaleme alırdı.
Gitmedim, ama bu yanımdan ötürü başka şehirlerden davetler bile almışlığım vardır.
Erzurum’un eski valilerinden selametlik Sebahattin Öztürk de çok iyi fıkra anlatırdı. Üstelik her yöreyi kendi şivesiyle…
Bir gün bana demişti ki, (fıkra hususunda) “Bu şehirde ikimizden biri fazlayız. Ya sen anlat ya da ben.”
İtiraf etmeliyim ki, Sebahattin Bey, benden bir iki gömlek ilerdeydi.
Buna rağmen Meclis eski başkanlarından Cemil Çiçek’e anlattığım (ne yazık ki burada yazılacak türden değil) bir fıkraya Sebahattin Bey şapka çıkarmıştı.
( O fıkra, 28 Şubat Süreci’ne bir göndermeydi. Şayet çok merak eden olduysa, birebir olduğumuzda anlatırım.)
Takdir edersiniz ki, bunca kelamı kendimden bahsetmek için sarf etmedim.
Yazıya giriş olsun diye başladım, ama biraz uzadı.
Şu halde gelelim neyi murat ettiğime…
Son zamanlarda gerek kimi adı sanı fazla duyulmamış televizyon kanallarında gerekse uçsuz bucaksız sosyal medyada, Erzurum adına güya mizah yapanlar var.
Ya birileri onlara, “kuzum sen çok komiksin” diyor yahut da onlar kendilerini ziyadesiyle eğlenceli buluyor.
İşin içerisine Erzurum adını katmasalar hiçbir mesele yok.
Kim nerede nasıl maskaralık yapmak istiyorsa yapsın bana ne…
Erzurum ağaç kovuğundan çıkmış bir şehir mi ki, mizah yoksunu olsun…
Bu şehrin; çok güçlü edebiyatı, müziği, yaşatılan kültürü, sanatı ve gıpta ile bahsedilen hicvi vardır.
Nefi bile tek başına yeter de artar bile…
Bir yerlerde rastladığımda izliyorum. Bazen de eş dost arayıp, “şuna bir baksana” diyor.
Bakıyorum…
Seviye çok düşük, espriler berbat…
Haksızlık da etmek istemem hani…
Tekmili birden kötü demiyorum. İçlerinde mizah kırıntısı olan da var.
Ama genel olarak kalite fukarası…
Pekala itiraz edenler çıkabilir.
Haklısınız; bendeniz ne Erzurum’un malikiyim ne de umum müfettişi…
İtirazım; bu şehrin bir evladı ve gazetecisi olarak, Erzurum adına yapılan kötü işleredir.
Bu itirazım, gazetecilik alanında da olsa değişmez…
Niye dışarıda Erzurum denilince, akıllara hep yalancı pehlivan gelsin?
Tamam; o da bir çeşni, fakat ölçü kaçınca acıya dönüşüyor.
Kimi meczup tipler türedi son zamanlarda…
Yaptıklarına mizah desen mizah değil, şaka desen şaka hiç değil…
İsimlerinin önüne ardına Erzurum adını çakarak, türlü şarlatanlıklar yapıyorlar.
Oysa…
Bu şehirde nice zeki ve yaratıcı genç var.
Azıcık cesaretlerini toplayıp, sosyal medyada boy gösterseler inanız ki ortalık yıkılır.
Değil mi ki…
Onlar edebinden bir kenarda sessiz durunca, meydan berikilere kalıyor.
Delisi de orada, kendisini komedyen sanan da…
Ne yazık ki alıcıları var; hem de küçümsenmeyecek oranda…
Biliyorum; yasal olarak mümkün değil.
Buna rağmen…
Keşke toplumsal bir kural yerleşse ve denilse ki, “Kim ki kötü mizah yapıyor ve çok basit işleri eser diye takdim ediyorsa, kesinlikle Erzurum adını kullanamaz.”
Artık yapay zeka diye bir şey var ki, mizahta bile insanla rekabet ediyor, çoğu kere de galip geliyor.