Gazete Güncel- İşte çok merak edilecek ve çok okunacak o yazı....
Sülük Osman (gerçek adıyla Osman Ziya Sülün), Türk suç tarihine ve halk kültürüne damga vurmuş, kentsel efsanelere konu olmuş en ünlü dolandırıcılardan biridir. Cumhuriyet döneminin hızlı şehirleşme sürecinde, köylü-şehirli çatışmasını ve toplumsal saflığı kendi lehine kullanarak gerçekleştirdiği sıra dışı yöntemlerle tanınır.
Hayatı ve Yaşadığı Yıllar
Osman Ziya Sülün, 1923 yılında İstanbul’da doğdu ve 1992 yılında yine İstanbul’da hayatını kaybetti.
1950'li ve 1960'lı yıllarda İstanbul’da gerçekleştirdiği büyük çaplı dolandırıcılık faaliyetleriyle adını duyurdu. Hayatının önemli bir kısmını hapishanede geçiren Sülük Osman, cezaevindeyken koğuş arkadaşlarına "Alınterisiz Yaşamak" adında konferanslar verecek kadar absürt bir popülariteye ulaştı. Hayatının son yıllarını gözlerden uzak, mütevazı bir şekilde geçirdi ve 1992 yılında geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti.
Neden "Sülük" Lakabını Aldı?
Kamuoyunda ve gazete manşetlerinde "Sülük Osman" olarak anılmasının temel nedeni, kan emici bir parazit olan sülük gibi kurbanlarına yapışması, onların zaaflarından beslenmesi ve mağdurun tüm parasını sömürene kadar bırakmamasıdır. Yapıştığı kişiyi kolay kolay salıvermeyen ustalıklı ikna kabiliyeti ve ısrarcı tarzı, bu lakabın üzerine yapışmasına yol açmıştır.
Eylemleri ve "Sermayesi"
Sülük Osman’ı klasik bir hırsızdan ayıran en büyük özellik, fiziki bir güç veya silah kullanmamasıydı. Onun tek aracı üstün ikna kabiliyeti ve kurbanlarının kurnazlık ile açgözlülük arzularını kullanmaktı.
-
Kamusal Alanların Satışı: İstanbul’a Anadolu’dan yeni gelmiş, kısa yoldan zengin olma hayali kuran kişileri hedef alırdı. Galata Kulesi, Eminönü Saat Kulesi, Galata Köprüsü, Tramvaylar ve Şehir Hatları Vapurları gibi kamusal malları "benim" diyerek saf insanlara satmış veya kiralamıştır.
-
Köprüde Gişe Satışı: Galata Köprüsü'nün başına geçerek geçenlerden geçiş ücreti toplamış, ardından bu "kârlı işi" büyük paralar karşılığında başkalarına devrederek ortadan kaybolmuştur.
Felsefesi ve Toplumsal Algı
Sülük Osman, yakalandığı dönemlerde mahkemelerde ve gazetecilere verdiği röportajlarda ilginç bir savunma mekanizması geliştirmiştir. Kendisini hiçbir zaman "masum insanları kandıran bir suçlu" olarak görmemiş, şu meşhur sözüyle kendi felsefesini özetlemiştir:
"Beni kandırmaya çalışmayan hiç kimseyi dolandırmadım. Benim dolandırdığım insanlar, benden daha dolandırıcıydı."
Ona göre sattığı kamusal binaları veya araçları alan kişiler, aslında devlete ait bir malı haksızca ele geçirip üzerinden haksız kazanç sağlama niyetiyle kendisine para vermekteydi. Bu durum, Sülük Osman'ın Türk sinemasında ve edebiyatında (özellikle Kemal Sunal filmlerindeki dolandırıcılık temalarında) bir nevi toplumsal mizah ve eleştiri figürüne dönüşmesine neden olmuştur.