Eğer iyi insan inşa edemiyorsanız…
Ne yazık ki cezalar da kanunlar da bir yerde çaresiz kalır…
Türkiye’nin saklı gerçeği:
TRAFİK CANAVARI
Türkiye, son yirmi yılda başta savunma sanayi olmak üzere, birçok alanda şapka çıkarılacak başarılara imza attı.
Misal; ulaştırma…
Otuz bin kilometreyi geçen bölünmüş yol, şehirleri kısaltan tüneller, oto yollar, hızlı tren, köprü, viyadük ve daha nice yeni ulaşım yapıları…
Sadece İstanbul’da yapılan metro, Marmaray, Avrasya Tüneli ve hızlı tren bile başlı başına ulaşımda nivrana sayılacak hizmetlerdir.
58 ilden de uçak seferleri yapılıyor.
Yani Türkiye, ulaşımda artık dünya ölçeğinde bir klasmanda ve kalitedir.
Ve fakat bunca güzel hizmete, bu kadar büyük çaplı yatırımlara rağmen ne yazık ki Türkiye, trafik kazalarında muhtemelen dünya genelinde ilk on ülke arasındadır.
Her gün oluyor da…
Daha dün sabah Antalya ve Burdur’dan gelen haberlerle bir kere daha canımız acıdı, çok sayıda insanımızı kaybettik, çoğu yaralı da ölümle pençeleşiyor.
Antalya’da yolcu otobüsü uçuruma yuvarlandı…
Burdur’da iki otomobil kafa kafaya çarpıştı.
Ajanslar, biz bu yazıyı kaleme alırken ölü sayısını 16 olarak veriyordu.
Lakin yaralıların bazılarının durumunun çok ağır olduğu notunu da geçiyordu.
Diyelim ki otuz yıl öncesine göre, ülkemizde yol yapısından tutunuz da araç kalitesine kadar, o kadar çok şey değişti ki, eskiler bugünü görseydi gözlerine inanamazdı.
Pekii şu halde niye yollarımız savaş alanı gibi?
Evet… Acilen cevap aranması gereken soru bu…
Neden?
Umulur ki şehirlerarası otobüs şoförleri, başka sürücülere göre çok daha usta şoförlerdir.
Onlar için “kaptan şoför” diyoruz, değil mi?
Tesadüfün bu kadarına pes…
Antalya’da uçuruma yuvarlanan otobüs firmasının adı: Buzlu…
Kaza geçirdiği yerin şöhreti de gizli buzlanmaya olan bir yol…
Otobüs şoförü bu kazada öldüğü için kendisine, “kaza nasıl oldu” diye soramıyoruz.
Şoförün yerine, kazayı yaralı olarak atlatan yolcular cevap veriyor:
“Otobüs hızlıydı”
Buzlu yolda, Buzlu firmasının şoförü yolcularını ölüme götürdü.
Türkiye olarak bazı şeyleri öylesine kanıksadık öylesine sıradan hale getirdik ki…
Hava durumu bültenlerine verdiğimiz önemin yüzde birini trafik kazalarına vermiyoruz.
Trafik kazaları, sanki de ülkemizin mutlaka karşı karşıya gelmesi gereken mukadder bir son…
Bir Pazar sabayı iki ayrı şehirde birbirini tanımayan ondan fazla insanımız tamamen insan hatası yüzünden aramızdan yitip gitti.
Bu kadar basit, öyle mi?
Hastanelerde tedavi altındayken, sonradan ölenler haber bültenlerine geçmiyor bile…
Oysa beri yanda da trafik cezaları artırılıyor, zecri tedbirler alınıyor, denetimler sıklaştırılıyor…
Kazalar niye eksilmiyor?
Yollar kaymak gibi, araçlar iyi…
Cevabını aslında devlette biliyor, ama nedense kulağının üstüne yatmayı tercih ediyor!
Leblebi dağıtırcasına sürücüsü belgesi dağıtılması!
Kimse kimseyi kandırmasın.
Sürücü belgeleri, ciddi ve kaliteli bir eğitim sonucu verilmiyor.
Toplam üç beş saati geçmeyen sözde bir pratik eğitim sonra da laf ola beri gele türünden bir imtihan…
Tamamen netamali bir eğitim süreci ve tartışmalı bir imtihan neticesinde, cebine ehliyetini koyan bir kimse kendisini yolların kralı zannediyor!
Sizin çok, ama çok usta bir şoför olmanızın hiç mi hiçbir önemi yok.
Çünkü vatandaş hatalı sollama yapıp gelip size kafadan bindiriyor.
Niye?
Kendisine öyle güveniyor ki, bıraksalar otomobil yarışlarına katılacak!
Hepsi olmasa bile…
Birçok otobüs firması, maliyetleri düşürmek için otobüslerin sırtına nerede şoförlükte artık miadını doldurmuş kimseler varsa onları geçiriyorlar!
Adamda şeker, tansiyon ve kalp rahatsızlığı var.
Psikolojik sorunları olanları demiyorum bile…
Ve fakat asgari ücretin bile altında çalışmayı kabul ettiği için kimi firmaların tercih sebebi oluyorlar.
Niye bu kadar layüsel oluyorlar biliyor musunuz?
Şundan ötürü:
Nasılsa bizim halkımız her şeyi kadere bağlıyor.
Kaderi bütün kötülüklerin müsebbibi olarak gördüğü için başka saiklere bakmıyor.
Şoförün uyuması, berikinin hatalı sollama yapması…
Kaderlerinde öyle yazıldığı için öyle oldu!
Bu çağda bu ilkel anlayış, pes doğrusu…
Bir yılda binlerce insanımızı trafik kazalarına kurban veriyoruz.
Beri yanda da nüfusumuzu artırmak için kendimizi parçalıyoruz, boşu boşuna…
Bu kazalarda ölenlerin çoğunun çocuk ve genç olması niye bizi yönetenler nezdinde bir alarm üretmiyor?
Dünkü kazalarda ölenlerin arasında okul çağındaki çocuklar vardı.
Şimdi bugün o okul çağındaki çocuğun sınıfındaki sırasında kim oturacak?
Cezaların ağır olması elbette ki caydırıcıdır, ama yegane çözüm değildir.
Bu, tek çözüm yolu olsaydı eğer Amerika’da ve Japonya’da idam cezaları suçları önleyici olurdu.
Türkiye’de kapalı alanlarda özellikle kamu alanlarında sigara içme yasağı başlamıştı.
Televizyondaki o yıllarda çok ünlü bir Türk dizisinde şöyle bir sahne vardı:
İtin biri hastane koridorunda sigara içiyor. Arkasında duvara yapıştırılan afişte ise, “sigara içmenin cezası 45 liradır” yazıyor.
Görevli koşup geliyor, “beyefendi sigara içmek yasak, cezası 45 lira” diyor.
O it, cebinden yüz lira çıkarıp görevliye uzatıyor; “Madem öyle bir tane daha içeceğim, sanırım bu yüz lira yeter.”
Adamlar (söz gelimi) trafikte yol verme kavgasına tutuşuyorlar. Sonra her ikisi de araçlarından inerek birbirlerine uçun tekmeyle saldırıyorlar!
Sonra mı ne oldu?
Şu oldu:
Her iki sürücüye 13 bin lira ceza kesildi, araçları bağlandı, sürücü belgelerine geçici olarak el konuldu.
Pekii bu, onların umurunda mı?
Değil tabii ki…
Her iki itin bindiği aracın fiyatı altı yedi milyondan başlıyor.
Bastırır parayı bu işten sıyırırım mantığına sahipler çünkü…
Oysa…
Şahsi aracıyla işine gidip gelen bir kişinin aracının bağlanması ve ehliyetine el konulması aslında onun için bir felaket demektir.
Gördük ki hiç de öyle değil.
Magandalar tam tekmil yine yollarda!
Yayalara, yaya geçitlerinde durup yol verdiğim için arkamdaki araçlardan defalarca korna ile protesto edildim.
Sizler de şahit oluyorsunuz bu ahlaksızlığa…
Siz ülke olarak ahlaklı bir nesil inşa edemiyorsanız, kanunlarla kötü gidişatı durduramazsınız.