1. YAZARLAR

  2. Recep KAPUCU

  3. Gelin birlikte düşünelim…
Recep KAPUCU

Recep KAPUCU

Yazarın Tüm Yazıları >

Gelin birlikte düşünelim…

A+A-

Dün ve bugün 17 şehidimizi toprağa verdik. Gerçi artık alıştık, her gün şehitlerimizi toprağa veriyoruz. Her gün içimiz acıyor. Ama bizim içimiz bir günlüğüne ağırıyor. Yatıp kalktığımızda, unutuyoruz. Hiç düşündünüz mü? Oğlunu, kardeşini, babasını, eşini, amcasını, dayısını kaybedenleri. Onların, bugünde, yarında, yani her gün içleri acıyacak. Her gün, kaybettikleri canları gözlerinin önüne gelecek. Gözyaşları dinmeyecek. Ateş, düştüğü yeri yakar. Bugün Hürriyet Gazetesinden Şükrü Küçükşahin’in köşe yazısını okudum. Katılmamak elde değil. İstedim ki, bu yazıyı sizinle de paylaşayım. PKK’nın gerisinde gitmek KAZA da olsa 17 gencecik evladımız terörle mücadelede şehit düştü. Kendimizi, toprağa verdiğimiz her evladımızın anası, babası, karısı, sevgilisi, çocuğu, kardeşi yerine koysak, eminim her şeye daha farklı bakarız. Ancak önemli olan bizim değil, karar vericilerin o akrabalar gibi hissetmesidir; çünkü sorunun 30 yıldır çözülememiş olmasının adresi onlar. Bugünün yüzde 50 oy almış, Kürt seçmende büyük taban edinmiş karar vericileri dahi ‘Oyum düşer’ anlayışı ile cesaretli adımlar atamıyor. ATALAY AYRI, ŞAHİN AYRI Cesaretli karar alınamamasının bir nedeni de kafa karışıklığı. AKP’nin Kızılcahamam toplantıları da bunun en son örneği; çünkü iktidarın bir yol haritası olmadığını orada bir kez daha görüyoruz. Bakın, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, grafiklerle son yılda bin 200 teröristin nasıl etkisiz hale getirildiğini, dağa çıkanların sayısının nasıl 140’ta kaldığını, terörle mücadelede ne başarılar kazanıldığını anlatıp durdu. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ise açılım politikalarının halkta destek gördüğünü, o nedenle Habur kazası sonrası dahi yüzde 50 oy alındığını söyledi. Yani, bir taraf çözümü silahta, diğer taraf açılım politikalarında görüyor. Ortada iki farklı bakış olunca Atalay’ın şu görüşleri de manidar bulunabiliyor: “Yazık ki tam bir noktaya geliniyordu Habur kazası oldu. Başka bir noktaya gelinmek üzereyken ise Silvan saldırısı yapıldı. Bugünlerde de sonuç alıcı adımlar atılmak üzereydi, bu kez açlık grevleri yolu tıkamaya başladı.” Özellikle bölge milletvekilleri de Şahin’in anlattıklarının tersi bir tablo çizdiler; ölümler oldukça dağa çıkanların sayısının arttığını, daha ötesi şehirlerdeki militan potansiyelde ciddi yükseliş yaşandığını dillendirdiler. PKK DAYATTIĞINDA OLURSA Bu tartışmalar yaşanınca gözler doğal olarak Başbakan Erdoğan’a döndü. Kısa bir değerlendirme yapan Erdoğan, kararlılıktan, sorunu çözme çabasından, Türkiye’yi rahatlatan/ikna eden adımların atılmasından söz etti. Kimi AKP’liye göre ‘Yakın zamanda önemli ilerlemeler olacak’ mesajı verdi, kimine göre ‘yeni tek laf’ söylemedi. Bu tabloya baktıkça, “İktidar net adımlar atmadıkça hem acı giderek yaygınlaşacak hem de AKP kendi içinden fokurdayacak” demek olası hal alıyor. Çünkü, parti içinde özellikle Kürt gruplardan çok farklı sesler yükseliyor. Düşünün bir; bölgede etkili bir AKP’lisiniz ve bir yıldan da fazla süredir, “Şu Kürtçe savunmanın yolunu açalım” deyip duruyorsunuz. Sizi dinleyen olmuyor; ama ne zaman ki PKK açlık grevlerini başlatıyor, alelacele Kürtçe savunma yasası hazırlanıyor. O zaman, “Ben söyleyince değil de PKK dayatınca yapıyorsanız, bölgede ağırlık kazanan PKK mı, ben mi olurum” sorusu gündeme geliyor. Aslında bu soruyu samimi karşılayarak, dönüp bir geçmişe bakmalı. Devlet, Kürtlerin siyasi talepleri ve özellikle bölgedeki genç ve kadına bakışta hep PKK’nın gerisinde gidip, küçük adımlarla yetinmedi mi? Oysa köklü reformlarla PKK’ya meydan okumak daha etkili sonuç yaratırdı. Bunu söyleyen hep oldu, ama dinlenmediler; şimdi de nereye varacağı ortada.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.