Milli Mücadele mi Kurtuluş Savaşı mı?
Türk milletinin yakın tarihindeki en büyük varoluş destanı, son günlerde akademik bir tartışmadan ziyade, zihniyet dünyalarımızın çarpıştığı politik ideolojik bir zemine çekilmiştir.
Milli Eğitim Bakanı sayın Yusuf Tekin’in, eğitim müfredatında "Kurtuluş Savaşı" ifadesinin yerini "Milli Mücadele" kavramının alması gerektiğini savunurken kullandığı "Neyden kurtulumuşuz? Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı" ifadesi, sadece bir terminoloji tercihi değil, aynı zamanda tarihsel algıya yönelik pedegojik olmayan müdahale gibi algılanmakta.
"Milli Mücadele", "İstiklal Harbi" ve "Kurtuluş Savaşı" terimleri birbirini tamamlayıcı biçimde uzun yıllardır kullanılagelmiştir. Milli Mücadele, topyekûn bir toplumsal uyanışı, örgütlenmeyi ve halkın iradesini merkeze alan ideolojik ve siyasi bir süreci ve yapılanmayı temsil eder. Kurtuluş Savaşı ise, bu iradenin emperyalist işgale karşı vücut bulduğu ve vatanın fiziksel sınırlarının müdafaa edildiği ve bir ulus-devletin inşası için verilen askeri bağımsızlık savaşını ifade eder.
Bakan Yusuf Tekin’in bu kavramları birbirine alternatif kılarak "Kurtuluş" kelimesini sorgulaması, aslında bir zihniyet reddiyesi barındırır. Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasını ve 1923’te kurulan Cumhuriyeti, birbirinin devamı değil de, birbirini yok eden kutuplar olarak kurgulayan bu bakış açısı, tarihsel gerçeklikten ziyade ideolojik bir bakıştır ve seçiciliktir. Bütüncül tarih anlayışına da aykırı.
"Neyden kurtulmuşuz?" sorusu, işgal altındaki toprakları, imzalanan Sevr Antlaşması’nı ve emperyalist paylaşım planlarını yok sayarak, 1919 öncesi ile sonrası arasında "kurtuluşu" gerektirecek bir durum olmadığını ima eder.
O günün şartlarında "kurtuluş", sadece işgal ordularından değil; mandacılıktan, teslimiyetçi zihniyetten ve vatanın parçalanmışlığından kurtulmaktır. Ahali olmaktan sürü ve kul taifesi olmaktan kurtulmaktır. Ulus bilinci oluşturularak Millet olmanın demenin erdemine varmaktır.
Yapılan polemiksel tartışmada tarihi bir dönemi adlandırırken kullanılan dilin "sadeleştirme" veya "bilişsel yükü azaltma" gerekçesiyle değiştirilmesi, toplumun ortak hafızasına bir müdahale olarak görülür. "Kurtuluş" kelimesinin yarattığı bağımsızlık vurgusu ve zafer coşkusu, bazı ideolojik siyasi yaklaşımlar için "Osmanlı ile Cumhuriyet arasında bir kopuş" algısı yarattığı endişesiyle "riskli" görülmektedir.
Kurtuluş Savaşı, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedidir. Bu ifadeyi tarih kitaplarından veya müfredettan ayıklamaya çalışmak, sadece "bilişsel bir yükü azaltmak" değil, o "kurtuluş" eyleminin yarattığı sarsılmaz bağımsızlık bilincini zayıflatma arzusu olarak görülür. "Milli Mücadele" kapsayıcı bir şemsiyedir; ancak "Kurtuluş Savaşı" o mücadelenin kazanıldığı anın şerefidir. Tarih, kelimelerle oynanarak değil, o kelimelerin içerdiği büyük bedeller ve haklı gururla idrak edilir. Eğitimimizin acil çözüm bekleyen yığınla sorunu var iken; bu tür retorik söylemlerle eğitimin bir siyasi mücadele alanı yapılmasının bir anlamı yok. Milli Mücadele veya Kurtuluş savaşı ne diyeceksek diyelim çökmüş Osmanlı'ya karşı değil; Osmanlı'yı yıkan emperyalizme karşı verilen bir mücadeledir.




YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.