1. HABERLER

  2. TÜRKİYE

  3. Mi'rac Kandilinizi tebrik ederiz
Mi'rac Kandilinizi tebrik ederiz

Mi'rac Kandilinizi tebrik ederiz

Peygamber efendimiz, 52 yaşında iken, Receb ayının 27. gecesinde Mekke'den Kudüs'e ve oradan göklere götürülüp getirildi. Bu yolculuğuna “Mi'râc” denir.

A+A-

Erzurum Güncel- Resûlullah efendimizin fiili mu'cizeleri çoktur. Bu mu'cizelerden birisi de, Mi'râc mu'cizesidir. Mi'râc, hem rûh, hem de beden ile olmuştur. İsrâ sûresinin ilk âyet-i kerîmesinde meâlen; (Kulumu gece Mescid-i harâmdan Mescid-i Aksâ'ya götürdüm) buyurulmaktadır. Kul, insana denir. Rûha veyâ insanın bir hâline kul denmez. Filistin, Arabistân'a, başka memleketlerden daha yakın olduğu için, (En yakın yer) buyuruldu. Mescid-i Aksâ o zamân yeryüzünde bulunan mescitler arasında, Mekke'ye en uzak olanı idi. Bunun için, (En uzak mescid) buyuruldu... Namaz, önceden Mescid-i Aksâ'ya karşı kılınırdı. Kudüs'te mescid olmasaydı, oraya karşı namâz kılmak emrolunur mu ve Resûlullah efendimiz, Kudüs'te Mescid-i Aksâ'da namâz kıldım der mi idi? Mi'râca inanmayanlar, Resûlullah efendimizin bedeni ile Kudüs'e ve göklere götürüldüğünü kavrayamadığı için inanamıyorlar. Eğer Mi'râc, rüyâda olsaydı, müşrikler, buna bir şey demezlerdi. Resûlullah efendimiz; (Beden ile gittim) buyurduğu için inanmadılar. Abdülhak Dehlevî hazretleri, Medâric-ün-nübüvve kitâbında buyuruyor ki: “Allahü teâlânın Muhammed aleyhisselâma olan ihsânlarından biri de, Onu Mi'râca çıkarmasıdır. Resûlullahın Mekke'den Mescid-i Aksâ'ya götürüldüğü, Kur'ân-ı kerîmde açıkça bildiriliyor. Buna inanmayan kâfir olur. Mescid-i Aksâ'dan göğe çıkarıldığını meşhûr hadîsler haber veriyor. Buna inanmayan, bid'at ehli olur. Mi'râcın uyanık iken ve ceset ile olduğunu, Eshâb-ı kirâmın, Tâbiîn'in, hadîs âlimlerinin, fıkıh âlimlerinin ve kelâm âlimlerinin çoğunluğu haber vermişlerdir. Müşrikler, Mi'râca inanmadıkları ve imtihân ederek Mescid-i Aksâ'dan bilgi istedikleri için, İsrâ sûresinde, Mescid-i Aksâ'ya kadar götürüldüğü açıkça bildirildi. Bu sûrede meâlen; (Âyetlerimi göstermek için götürdüm) buyurulması, göklere çıkarıldığını gösteriyor. Bu sûrenin 60. âyetinde meâlen; (Sana gösterdiğimiz rüyâyı insanlara fitne yaptık) buyurulmaktadır. Tefsîr âlimlerinin çoğu, buradaki rüyâ kelimesinin uyanıkken gece görmek için kullanıldığını bildirmişlerdir.” Netice olarak Mi'râc, rûh ve beden ile olmuştur. Resûlullah efendimizin Mekke'den Kudüs'e götürüldüğüne inanmayanın kâfir olduğu söz birliği ile bildirilmektedir. Göklere götürüldüğüne inanmayanlar ise, bid'at ehli olmaktadır. Osman ÜNLÜ / www.osman-unlu.com osman.unlu@tg.com.tr Mirac aklın bittiği, imanın başladığı yerdir Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Bir iş, ne kadar sıkıntı içinde olmuşsa, o kadar uzun ömürlü olur. Peygamber efendimiz, (En çok sıkıntıyı ben çektim) buyuruyor. O hâlde, hak olan dini de, kendi de bildirdiği gibi kıyamete kadar sürecektir. Peygamber efendimizin vârisleri de çok çektiler. Dolayısıyla iman yani inanmak çok zor, inandırmak daha zordur. İman, Allahü teâlânın kullarına ihsan ettiği en büyük nimetten biridir. İmanı olanlar, sevinçten oynasa, yeridir. Peygamber efendimiz, Ümmihani'ye Mirac'ı söyleyince, (Aman kimseye anlatma, kimse inanmaz ve inananlar da vazgeçer) dedi. Peygamber efendimiz de, (Anlatmam lazım, inanmayacak olan sonra da vazgeçer, çürük temel üzerine bina olmaz, ayrılacak olan şimdiden ayrılsın, sağlamları kalsın) buyurdu. Akıl durdu, zaman durdu, her şey durdu, iman başladı. Mirac imandır. Peygamber efendimizin hiç yalan söylemediğini müşrikler de biliyordu. (Cenneti, Cehennemi gidip gören mi var?) diyenler oluyor. Evet, var. Hayatında hiç yalan söylememiş olan Muhammed aleyhisselam var. Mübarek geceler kıymetlidir, fakat Mirac gecesinin ayrı bir özelliği vardır. Izdırap ve sevincin bir arada yaşandığı gecedir. Peygamber efendimiz, bir ay Taif'te İslamiyet'i anlattı, hiç kimse inanmadı, alay ettiler, çocuklara taşlattılar. Gece amcasının kızının evine geldi, Ümmühani, (Haber verseydiniz yiyecek bir şeyler hazırlardım, yedirecek bir şeyim yok) dedi. Peygamber efendimiz, (Yiyecek içecek gözümde yok, Rabbime ibadet edecek bir yer bana yeter) buyurdu. Allahü teâlâ, Cebrail aleyhisselama, (Habibim çok üzüldü, onu ben teselli edeceğim, git Habibimi bana getir!) buyurdu. Önce, Mescid-i Aksa'ya geldi, Sonra göklere çıktı. Allahü teâlâyı bilinemeyen, anlaşılamayan şekilde, zamansız, mekânsız olarak gördü, (Yâ Rabbi, ümmetim için de bunu isterim) dedi. İşte, beş vakit namaz, bize Mirac olarak verildi. Mirac'da ne hikmetler vardır! Namaz kılmayan, Mirac'dan mahrumdur. 1400 yıldır devam eden, başka bir olay yoktur. İşte Mirac böyledir. Mirac, aklın bittiği, imanın başladığı yerdir. Mirac namazdır. Allahü teâlâ, namaz gibi bir nimeti insanlara ihsan etti. Namaz, Allah sevgisini arttırır, duanın kabulüne de sebeptir. Namaz varsa, hayat vardır. Namaz yoksa insan bir işe yaramaz. Namazdan mahrum olan, her şeyden mahrumdur. Mehmet Ali Demirbaş Bugün mübarek Mi'râc Kandili'dir Peygamberimizin, Mescid-i Harâm ile Mescid-i Aksâ arasındaki seyâhatleri, gece vukû bulduğu için, “gece yolculuğu yaptırılması” manâsında bu olaya "İsrâ" denmiştir... Mukaddes dînimiz İslâmiyette kıymet verilen, “bereketli, hayırlı, faydası bol, feyizli” demek olan “mübârek” sıfatıyle sıfatlanan “on gece” vardır. Recep ayının 27. gecesi olan “Mi'râc gecesi” bunlardan biridir ki, Sevgili Peygamberimizin “İsrâ” ve “Mi'râc” mu'cizesiyle şereflendiği, göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü ve Allahü teâlâ ile konuştuğu gecedir. Bu “mu'cize”yi, zaman ve mekân mefhûmlarıyla açıklamak ve akıl ile îzâh etmek mümkün değildir... Sevgili Peygamberimizin, Mescid-i Harâm ile Mescid-i Aksâ arasındaki seyâhatleri, geceleyin vukû bulduğu için, “gece yolculuğu yaptırılması” manâsında bu olaya "İsrâ" denmiş, bu mübârek kelime, aynı olayı anlatan âyetle başlayan "İsrâ" sûresinin de adı olmuştur. “Mi'râc” ise, sözlük manâsı itibâriyle “merdiven” ve “yükseğe çıkmak” gibi manâlara gelmekle beraber, Resûl-i Ekrem Efendimizin, “varlık ufuklarının üstüne, yüce makâmlara yükselmesi” demektir. Resûlullah Efendimiz, 1. kat semâda Hazret-i Âdem'i (aleyhisselâm), 2. kat semâda iki teyze oğlu Hazret-i Îsâ ve Hazret-i Yahyâ'yı (aleyhime's-selâm), 3. kat semâda Hazret-i Yûsuf'u (aleyhisselâm), 4. kat semâda Hazret-i İdrîs'i (aleyhisselâm), 5. kat semâda Hazret-i Hârûn'u (aleyhisselâm), 6. kat semâda Hazret-i Mûsâ'yı (aleyhisselâm), 7. kat semâda arkasını “el-Beytü'l-Ma'mûr”a dayamış Hazret-i İbrâhîm (aleyhisselâm) ile el-Beytü'l-Ma'mûr'u gördü. Sonra Cebrâîl (aleyhisselâm) onu, “Sidretü'l-Müntehâ”ya götürdü. (Müslim) İslâm âlimleri buyuruyorlar ki: “Mi'râc, rûh ve ceset ile birlikte oldu. Peygamberimizin Mekke'den Kudüs'e götürüldüğü, âyet-i kerîme ile sâbit olduğundan, Mi'râcın bu kısmına inanmayan kâfir olur. Göklere, bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan ise sapık olur.” Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Mi'râcda Cennet'i, Cehennem'i, sayısız şeyleri görüp, Kürsî, Arş ve Rûh âlemlerini de geçerek, bilinmeyen, anlaşılamayan, anlatılamayan şekilde, mekânsız, zamânsız, cihetsiz, sıfatsız olarak Allahü teâlâyı da gördü. Hiçbir mahlûkun bilemeyeceği, anlayamayacağı ni'metlere kavuşup bir anda, Kudüs'e ve oradan da Mekke-i Mükerreme'ye geldi. Mi'râc gecesini tâât u ibâdâtla, meselâ tevbe-istiğfâr etmekle, kazâ namazları kılmakla, Kur'ân-ı kerîm ve kıymetli İlmihâl kitaplarını okumakla, tesbîhâtla, salevât-ı şerîfe getirmekle, duâ, münâcât, tazarru' ve niyâzla... gündüzünü de oruçla geçirmelidir. Ramazan Ayvallı / ramazan.ayvalli@tg.com.tr Mi'râcın hakikati… Bu gece Mi'râc Kandilini idrak edeceğiz inşallah… Mi'râc, Receb ayının yirmiyedinci gecesidir. Mi'râc, merdiven demektir. Resûlullahın göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü gecedir. Mekke ahâlîsî îmân etmiyor, Müslümanlara çok sıkıntı veriyordu. İşkenceye başlamış, işi azdırmışlardı. Resûlullah Efendimiz, çok üzüldü. Hicretten bir yıl önce, elliiki yaşında idi. Zeyd bin Hârise'yi alarak Tâif'e gitti. Tâif halkına bir ay nasîhat eyledi. Hiç kimse îman etmedi. Ümitsiz, üzüntülü, yorgun geri dönerken, Tâif halkı, çocuklara taşlattılar. Mübârek bacakları yaralandı. Hazret-i Zeyd'in başı kan içinde kaldı. Çok sıcak bir saatte, yol kenarında, bitkin hâlde bir, müddet istirahat edip, yaralarını, kanlarını sildiler. Mekke'ye yürüdüler. Karanlıkta şehre girdiler... "GİT, HABÎBİMİ GETİR!" Birkaç ay, Mekke'de çok sıkıntılı geçti. Her taraf düşman idi. Gidecek bir yer yoktu. Doğruca amcası Ebû Talib'in kızı Ümm-i Hâni'nin Ebû Tâlib Mahallesinde bulunan evine geldi. Ümm-i Hânî, Resûlullahı içeri alıp, bir hasır, leğen, ibrik verdi. Resûlullah o gün çok incinmişti. Abdest alıp, Rabbine yalvarmaya af dilemeye, kulların îmâna gelmesi, saâdete kavuşmaları için duâya başladı. Çok yorgun, aç, üzüntülü idi. Hasır üzerine uzanıp uyuyuverdi. O ânda, Allahü teâlâ, Cebrâil aleyhisselâma; "Sevgili Peygamberimi çok üzdüm. Mübârek bedenini, nâzik kalbini çok incittim. Bu hâlde, yine bana yalvarıyor. Benden başka, hiçbir şey düşünmüyor. Git! Habîbimi getir! Cennetimi, Cehennemimi göster. O'na ve O'nu sevenlere hazırladığım ni'metleri görsün... O'nu ben teselli edeceğim. O'nun nâzik kalbinin yaralarını ben gidereceğim" buyurdu... Cebrâil aleyhisselâm hemen gelerek "Rabbin Seni kendine davet ediyor. Lütfen kalk. Buyur, gidelim" dedi... Burak adındaki beyaz hayvana binip, bir anda Kudüs'te, Mescid-i Aksâ'ya geldiler. Sonra, oradan çıkıp bilinmeyen bir mi'râc ile, bir ânda, yedi kat gökleri geçtiler. Cebrâil aleyhisselâm Sidre'de kaldı... Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" Cenneti, Cehennemi, sayısız şeyleri görüp; anlaşılamayan, anlatılamayan şekilde Allahü teâlânın dilediği yüksekliklere ulaştı. Mekânsız, zamansız, cihetsiz, sıfatsız olarak Allahü teâlâyı gördü. Gözsüz, kulaksız, vâsıtasız, ortamsız olarak Rabbi ile konuştu. Hiçbir mahlûkun bilemeyeceği, anlayamayacağı ni'metlere kavuşup, bir anda, Kudüs'e ve oradan Mekke-i mükerremeye, Ümm-i Hânî'nin evine geldi... Sabah olunca, Kâbe yanına gidip mi'râcını anlattı. İşiten kâfirler alay etti. Müslüman olmaya niyyeti olanlar da vazgeçti... Resûlullahın bedenen Mekke'den Beytül-mukaddes'e götürüldüğüne inanmayan kâfir olur. Göklere ve bilinmeyen yerlere götürüldüğüne inanmayan ise, Ehl-i sünnetten ayrılmış olur... SIDDÎK... Peygamber efendimiz, Kâbe yanına gidip mi'râcını anlatınca, kâfirlerden birkaçı hemen Ebû Bekir'in evine geldi. Çünkü, onun akıllı, tecrübeli, hesaplı bir tüccâr olduğunu biliyorlardı. Dediler ki: - Ey Ebâ Bekir! Sen çok defa Kudüs'e gittin geldin. İyi bilirsin. Mekke'den Kudüs'e gidip gelmek, ne kadar zaman sürer? - İyi biliyorum. Bir aydan fazla. Kâfirler bu söze sevindi. "Akıllı, tecrübeli adamın sözü böyle olur" dediler. Gülerek, alay ederek ve hazret-i Ebû Bekir'in de kendi kafalarında olduğuna sevinerek: - Senin efendin, Kudüs'e bir gecede gidip geldiğini söylüyor. Artık iyice sapıttı! Hazret-i Ebû Bekir, Resûlullahın mübarek adını işitince, hiç tereddüt etmeden; - Eğer O söyledi ise, inandım. Bir ânda gidip gelmiştir! dedi... Kâfirler neye uğradıklarını anlayamadı. Önlerine bakıp gidiyor: "Vay canına, Muhammed ne yaman büyücü imiş. Ebû Bekir'e sihir yapmış" diyorlardı. Hazret-i Ebû Bekir hemen giyinip, Resûlullahın yanına geldi. Büyük kalabalık arasında, yüksek sesle şöyle dedi: - Yâ Resûlallah! Mi'râcınız mübârek olsun! Resûlullah, o gün Hazreti Ebû Bekir'e "Sıddîk" dedi. Bu adı almakla, bir kat daha yükseldi...

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.