
KAYBETTİK AMA...
Bugün tek bir mağlubiyet üzerinden linç kampanyası başlatmak ne akla ne de vicdana sığar. İşte bir Erzurum gerçeğini Nazi Ergen Köşesine taşıdı...
Gazete Güncel- İşte o çok konuşulacak yazı...
Bugün tek bir mağlubiyet üzerinden linç kampanyası başlatmak ne akla ne de vicdana sığar.
Ya nazar yada rehavet!
Erzurumspor FK bugün beklenmedik bir yenilgi aldı. Deplasmanda karşılaştığı Ümraniyespor karşısında sahada bildiğimiz, alıştığımız, mücadele eden o Erzurumspor yoktu. Özellikle ilk yarıda ayakları yere basmayan, ne oynadığı belli olmayan, atak geliştirmekte zorlanan ve pozisyona girmekte bile güçlük çeken bir takım izledik. Sanki sahada galibiyet için değil, maçın bitmesini bekleyen bir Erzurumspor vardı.
İkinci yarıda oyuna ağırlığını koyması, reaksiyon göstermesi beklenen mavi-beyazlı ekip tam tersine arka arkaya kalesinde gördüğü gollerle taraftarına adeta şok yaşattı.
Daha birkaç gün önce Manisa FK karşısında ilk 20 dakikada üç gol bulan ve 90 dakika sonunda rakibine tam 8 gol atan bir takım, Ümraniye’de adeta tel tel döküldü. Mücadele 3-1 ev sahibi ekibin galibiyetiyle sonuçlandı.
Maç bitti ama tartışma yeni başladı.
Sosyal medya adeta cadı kazanına döndü.
İddialar oldukça ağırdı.
“Primler ödenmiyor…”
“Takım rehavete kapıldı…”
“Medya futbolcuları fazla göklere çıkardı…”
“Herkes şampiyonluğu erkenden kutlamaya başladı…”
Kısacası, daha ligin bitmesine haftalar varken Erzurumspor’un şampiyonluk sarhoşluğuna kapıldığı iddiaları ortalığı sardı.
Maç sonrası teknik direktör Serkan Özbalta ise temkinli konuştu:
“İstemediğimiz bir mağlubiyet aldık. Rakip bizden daha istekliydi. Uzun maratonda böyle kazalar olabilir. Pazar günü Hatay maçına odaklanacağız.”
Evet… Futbol uzun bir maraton.
Ve bu maratonda bazen tökezlemek kaçınılmazdır.
Ama kabul edelim ki bu mağlubiyet sadece bir skor değildir.
Çünkü 12 maç üst üste kazanan, içeride dışarıda rakip tanımayan bir takımın bir anda bu kadar isteksiz görüntü vermesi ister istemez akıllarda soru işaretleri bırakıyor.
Manisa maçından sonra ekran ekran dolaşan futbolcular…
Medyada yapılan övgüler…
Şehrin erken başlayan şampiyonluk konuşmaları…
Belki de farkında olmadan o tehlikeli kelimeye yaklaştık: rehavet.
Ama burada çok önemli bir noktayı da kaçırmamak gerekir.
Bu takım lider olduysa,
Bu takım 12 maç üst üste kazandıysa,
Bu takım Süper Lig hayalini yeniden ayağa kaldırdıysa
bunu yapan yine bu futbolcular, bu teknik heyet ve bu yönetimdir.
Bugün tek bir mağlubiyet üzerinden linç kampanyası başlatmak ne akla ne de vicdana sığar.
Daha dün alkışladığımız insanları bugün yerden yere vurmak ne Erzurum’a yakışır ne de Erzurumspor’a.
Bir başka acı gerçek ise İstanbul deplasmanında yaşandı.
Tribünlere baktım…
Toplam 500 bilet satılmış.
Peki soruyorum:
İstanbul’da sadece 500 Erzurumlu mu yaşıyor?
Her fırsatta Erzurum’a gelip protokol ziyaretleri yapan, fotoğraf karelerinde boy gösteren muhteremler nerede?
Maçtan önce takımı karşılayıp:
“Biz buradayız, arkanızdayız, bu ligi birlikte kazanacağız.”
deselerdi ne kaybederlerdi?
Ama iş mağlubiyete gelince herkes konuşuyor.
Yok prim ödenmemiş…
Yok şu olmuş…
Yok bu olmuş…
“Olmuşlarla” değil, olacaklarla ilgilenmek zorundayız.
Çünkü ortada çok büyük bir gerçek var:
Başka Erzurumspor yok.
Önümüzde kritik haftalar var.
Ligde hala 8 maç var.
Ve ilk iki için şansımız hâlâ çok yüksek.
Bugün yapılması gereken şey;
hakaret etmek değil,
küfür etmek değil,
belden aşağı vurmak değil…
Tam tersine bu takıma daha güçlü sarılmaktır.
Unutmayalım…
Bu şehir destek verirse Erzurumspor yürür.
Bu şehir arkasında durursa Erzurumspor uçar.
Ama biz birbirimizi yemeye devam edersek,
işte o zaman atasözündeki gibi olur:
“Ata alan Üsküdar’ı yürüyerek geçer.”
Şimdi herkes şapkasını önüne koymalı.
Futbolcu da…
Yönetici de…
Taraftar da…
Şehir de…
Çünkü bu hikâye henüz bitmedi.
Ve bu hikâyenin sonu hâlâ şampiyonluk olabilir.





HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.