1. HABERLER

  2. GÜNCEL MEDYA

  3. Soykırımı dünyaya duyuran vizör! Reza Deghati ile Şuşa'da
Soykırımı dünyaya duyuran vizör! Reza Deghati ile Şuşa'da

Soykırımı dünyaya duyuran vizör! Reza Deghati ile Şuşa'da

4’üncü Şuşa Küresel Medya Forumu, 53 ülkeden 160 gazeteci, medya temsilcisi ve iletişim uzmanının katılımıyla Karabağ’ın kalbi Şuşa’da gerçekleştirildi.

A+A-

Gazete Güncel-4’üncü Şuşa Küresel Medya Forumu, 53 ülkeden 160 gazeteci, medya temsilcisi ve iletişim uzmanının katılımıyla Karabağ’ın kalbi Şuşa’da gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanlığı’nın özel davetiyle katıldığım bu forumun en dikkat çeken ismi, yarım asırlık meslek hayatına dünyanın en büyük savaşlarını sığdıran, hasır şapkası ve fotoğraf makinesiyle ikonikleşen dünyaca ünlü foto muhabiri Reza Deghati’ydi.

AZERBAYCAN (ŞUŞA) – Manolya BULUT

1992 yılında Hocalı Katliamı’nın acımasız gerçeklerini dünyaya ilk duyuran isim olan National Geographic fotoğrafçısı Deghati ile işgalden kurtarılan topraklarda buluştuk. Geçmişin acılarından enformasyon savaşlarına, Karabağ’ın yeni çehresinden küresel medyanın ikiyüzlülüğüne kadar her şeyi konuştuk.

"Vatan ecdadımızın mezar yeridir, vatan evlatlarımızın meskenidir.

Vatanını sevmeyen yoktur, sevmeyenin vicdanı yoktur."

34 yıllık dinmeyen acı ve küllerinden doğan yeni Hocalı

Azerbaycan, bağımsızlığa giden yolda çok canlar yitirdi, çok büyük bedeller ödedi. Bu bedellerin en ağırı, hiç şüphesiz 26 Şubat 1992’de Hocalı'da yaşandı. Katliamın üzerinden tam 34 yıl geçti fakat acısı bugün de Azerbaycan Türklerinin kalbinde tazeliğini koruyor.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Ermenistan’ın toprak iddiaları ve saldırıları başladı. Bölgenin tek havalimanına sahip, stratejik önemi yüksek Hocalı, 1991 sonunda Ermeni güçlerince tamamen abluka altına alındı. 11 binlik nüfusu çatışmalar nedeniyle 3 bine düşen şehre yardımlar sadece helikopterlerle havadan atılabiliyordu. Aylar süren bu acımasız abluka, 25 Şubat 1992 gecesi Sovyet Rus ordusunun 366. motorize alayının desteğiyle kanlı bir katliama dönüştü. Ermeni güçleri; 106'sı kadın, 70'i yaşlı, 63'ü çocuk olmak üzere 613 savunmasız Azerbaycan Türkü'nü katletti. Trajediden 487 kişi ağır yaralı kurtulurken, esir alınan 1275 kişiden 150’sinden bugün hala haber alınamadı.

Bugün davetli olarak gittiğim Hocalı’da ise bambaşka bir iklim var. Bölgede hummalı inşaatlar sürüyor, göç etmek zorunda kalan ailelerin topraklarına geri dönüşü tüm hızıyla devam ediyor. Hatta şehre yeni kazandırılan ve geçmişin acı hatırasını yaşatan Hocalı Soykırımı Anıtı’nı da yerinde görme şansım oldu. İşte tüm bu tarihî dönüşümün ortasında, 1992'de o vahşete ilk giren ve dünyaya haykıran usta isim Reza Deghati ile yan yana geldik.

Özellikle Hocalı Katliamı’nı fotoğraflarınızla dünyaya siz duyurdunuz. Katliamın hemen ardından bölgeye giderek çocukların, yaşlıların ve kadınların uğradığı zulmü belgelediniz. Bugün kurtarılmış Karabağ’a ve küllerinden doğan Hocalı'ya baktığınızda ne görüyorsunuz?

“Ben çok muharebeler gördüm. 45 yılda dünyanın en büyük savaşlarını, en karmaşık mevzularını yerinde takip ettim. Karabağ meselesi aslında diyebilirim ki bir insan ömründe iki farklı dönemiyle bunu görmek açısından çok meraklıdır (ilginçtir). 1992’de benim aklımdadır; o birinci muharebede korkunç katliamlar oluyordu Hocalı’da. Şuşa kapalıydı, bütün bölge dış dünyaya tamamen kapatılmıştı. Ben dağlardan çıkıp, binbir zorlukla gelmiştim buraya. Toprakların hepsini Ermeniler almıştı. Ama 2020’de Azerbaycan kendi topraklarını kurtardı. 2020 yılında işgalden kurtarılan Şuşa’ya ve bütün Karabağ’a baktığımızda her yerin dağıldığını gördük. Ermeniler evlerin hepsini yerle bir etmişti. Tam bir vandalizmdi; insanlığa ait ne varsa, hatta mezarları bile dağıtmışlardı, geride hiçbir şey bırakmamışlardı. Şimdi görüyorsunuz, aradan geçen topu topu 5 yılda Azerbaycan bu toprakları ne hale getirdi. İnşaatlar yükseldi, büyük bir imar hareketi başladı ve insanlar öz vatanlarına geri dönüyor, evlerinde huzurla yaşıyorlar. Bundan dünyadaki herkesin şunu çıkarması lazım: Ermeniler yıllarca ‘burası bizim toprağımız’ dediler. Nasıl olur ki 28 yıl boyunca işgalinizde kalan bir toprağa tek bir ev dikmediniz? Bir tane düzgün yol yapmadınız? Ama gerçek sahibi olan Azerbaycan, 5 yılda burada inanılmaz büyük işler yaptı. Bu kadar kısa sürede bölgeye 3 tane havalimanı inşa edildi. Buradan bakınca da biliyoruz ve anlıyoruz ki, kim bu toprağın gerçek sahibiyse bu toprak onun toprağıdır. Ermenilerin yaptığı tek şey dağıtmaktı, yıkmaktı. Çünkü Ermeniler kendileri de biliyorlardı ki bir gün buradan gidecekler. Kendi toprakları olmadığını içten içe bildikleri için o toprağa tek bir taş bile koymadılar. Azerbaycan’ın bu toprağın gerçek sahibi olduğunu onlar da biliyordu.

Sizce uluslararası medya Karabağ’a yeterli ilgiyi gösterdi mi? Yoksa soykırım yaşanırken bilinçli bir şekilde sessiz mi kaldı?

“Biliyorsunuz, silahlı savaşların yanında bir de enformasyon muharebesi var. Biz buna niye muharebe diyoruz? Çünkü enformasyonla insanların beynini, aklını ve bilgisini kontrol edersiniz, algıları yönetirsiniz. Ben uzun yıllardır Fransa’da yaşıyorum. Çok iyi biliyorum ki batıda bütün medya onların elinde. Amerika’ya git, medya yine onların elinde. Bunu çok iyi beceriyorlar; ekonomik güçlerini, paralarını tamamen bu enformasyon ağına aktarıyorlar. Ermeniler bu mevzuda dünya basınındaki bütün medyalarda vardılar ve onlara dışarıdan destek çok büyüktü. Böyle bir devasa yapının karşısında ben tek başıma, 30 yıldan fazla bir süre boyunca sadece bir tane fotoğraf makinemle ne kadar büyük işler gördüm. Açık ve net söylüyorum: Ben o gün canımı ortaya koyup o fotoğrafları çekmeseydim, dünya Hocalı’yı tanımayacaktı. Kara Yanvar’ı (Kanlı Ocak) dünya asla görmeyecekti. O tarafta yüz binler vardı; Ermenilerin arkasında duran adamlar, lobiler, yüzlerce gazeteci vardı. Benim gibi adamların yüzlercesi karşı tarafta tek bir amaca hizmet ediyordu. Ama bu tarafta, gerçeğin peşinde tek bir kişi bendim.

Hayatınız boyunca dünyadaki en sıcak çatışma bölgelerinde bulundunuz. Çektiğiniz sayısız trajik ve çarpıcı kare arasında hafızanızdan asla silinmeyen, unutamadığınız tek kare hangisi?

“Dün gece burada, Şuşa’daki otelde kalırken yine bir kabus gördüm. Yıllar önce fotoğrafını çektiğim o kadın rüyama girdi yine. Onu hayatım boyunca unutamıyorum. Hocalı’da bir kadın vardı, feryat figan ağlıyordu. Bana kız kardeşinin oğlunun başına gelenleri anlatıyordu. Çocuğun cesedini getirdiler kadının önüne. Kadın cenazeye baktı ve gördü ki cesedin gözleri yok... Ermeniler Karabağlıları öldürmeden önce gözlerini kaşıkla çıkarıyordu, akıl almaz işkenceler yapıyorlardı. İşte tam o vahşet anında, o acılı kadını fotoğraflamıştım. O kadının yüzündeki ifadeyi, o anı asla unutamıyorum.”

Bugün yeniden mesleğe başladığınız o genç yaşlarda olsanız, dünyayı belgelemek için fotoğraf makinenizle ilk nereye gitmek isterdiniz?  

“Son çatışmalarda Gazze’ye gitmeyi bu sefer çok istedim. Oraya ulaşıp yaşananları dünyaya aktarmayı arzuladım ama şartlar elvermedi, olmadı. Bir de Ukrayna’ya gitmek isterdim. Hatta şu an onun için hazırlanıyorum. Ben ruhsal olarak zaten hala 20 yaşında bir genç gibi hareket ediyorum, enerjimden hiçbir şey kaybetmedim. Dünyanın neresinde bir haksızlık, bir savaş varsa her yere gitmeye çalışıyorum. Fotoğraf makinem elimde olduğu sürece de gitmeye devam edeceğim.

Savaşın ve barışın dünyaca ünlü vizörü Reza Deghati

1952 yılında Tebriz’de doğdu. Eğitimli bir mimar olan usta isim, 1979 İran Devrimi sonrasında ülkesinden ayrılarak Fransa’ya yerleşti ve yaşamını Paris'te sürdürmeye başladı.

Newsweek, Time ve Life gibi uluslararası medyanın amiral gemisi sayılan ünlü dergiler için çok sayıda tarihî çalışmaya imza attı. Otuz yılı aşkın bir süredir de saygın National Geographic dergisi adına dünyayı dolaşarak savaş ve barış anlarına tanıklık ediyor.

Reza yalnızca bir fotoğrafçı değil; aynı zamanda bir hayırsever ve idealist. Dünya genelinde düzenlediği atölye çalışmalarıyla mülteci kadınlara ve çocuklara görsel medya ve iletişim alanında eğitimler vererek daha iyi bir yaşam sürmelerine destek oluyor. 2001 yılında Afganistan'da kurduğu "Aina" (Ayna) adlı sivil toplum kuruluşuyla sivil toplum temelli medya eğitimini dünya çapında teşvik etti.

Seyahatleri sırasında karşılaştığı özgün sahneleri uluslararası medya için olağanüstü görüntülere dönüştüren sanatçının çalışmaları dünyanın dört bir yanında sergilendi. Crossed Destinies, War + Peace, One World One Tribe, Hope, Windows of the Soul ve Soul of Coffee en dikkat çeken sergilerinden bazılarıdır. Ayrıca yayımlanmış 27 kitabın yazarı.

National Geographic Society Üyesi ve Ashoka Vakfı Kıdemli Üyesi olan usta fotoğrafçı, World Press Photo Ödülü ve Infinity Ödülü gibi saygın ödüllerin sahibi. 2005 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından 'Legion d'Honneur' (Onur Nişanı) ile ödüllendirilmiş. Bunun yanı sıra Paris Amerikan Üniversitesi tarafından verilen "Doctor Honoris Causa" (Fahri Doktora) unvanına, Missouri Üniversitesi Onur Madalyası'na ve Fransa Devleti tarafından layık görülen "Chevalier de l'ordre national du Mérite" (Ulusal Liyakat Nişanı) gibi pek çok uluslararası akademik unvan ve devlet nişanına sahip.

Manolya Bulut/ Pusula

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.