1. HABERLER

  2. Ben salonda değil sahada bırakırım
Ben salonda değil sahada bırakırım

Ben salonda değil sahada bırakırım

Üç büyükleri şampiyon yapan tek hoca olarak tarihe geçen Mustafa Denizli, eşofmanlarını dolaba kaldırmış değil. "Ben salonda değil sahada veda ederim" diyor.

A+A-

Erzurum Güncel- Mustafa Denizli... ‘Üç büyükler’in formasını giymeden ‘büyük topçu’ olanlardandır. Namı da ‘Altay’lı Büyük Mustafa’dır. Ayıptır söylemesi, ‘Üç büyük’ü de şampiyon yapan tek hocadır. Omuzlarına daha bir çok ‘apolet’ takılır da bence onu daha da büyük kılan bu apoletlerine esir düşmemesidir; ne pahasına olursa olsun… Hoca ile bu ikinci paslaşmam. İlkindeki son sorum “Beşiktaş’tan bir teklif var mıydı?” “Hayır” demişti ama o malum müstehzi gülümsemesiyle… 2008-09 sezonunun 6. haftasında nihayet orijinal ‘Beşiktaş’ yazılı eşofmanları üzerine geçirdi. Galatasaray’ı da Fenerbahçe’yi de şampiyon yapmış Denizli için, şimdi Beşiktaş’ın başında İnönü’ye çıkmak zor olmasa gerekti, değil mi? Değil: “Ayaklarımın çok güçlü olduğunu hissettim. Çünkü beni tünelden kulübeye kadar taşıdılar. Çok heyecanlıydım.” O gün aynı zamanda buruktur da çünkü daha 5 yaşındayken ona Beşiktaş aşkını aşılayan rahmetli ağabeyi İsmail Denizli, ‘Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli’ye tanık olamadı. Sadece birkaç ay önce, hayatını yitirmişti… Milliyet’teki yazıları ile “Beşiktaş’ı alsa, uçurur” dedirtiyordu. “Hocam kimileri de ‘Yazılarıyla sanki göreve talip oldu’ diyerek sizi yadırgadı..” Hoca, oralı değil: “Kimin umurunda. Sadece negatif eleştiriler dikkate alınırsa tabii o sonuç çıkabilir.” Beşiktaş için prensiplerini de bir nevi taca atıyor: “Normalde sezon başladıktan sonra takım almadım. Ama Beşiktaş ile çalışmak her açıdan önemliydi. Çocukluk hayalimdi. Kabul etmezsen bir daha öyle bir ortam olur mu, bilemezsin. Puzzle’ın tamamlanması açısından da önemliydi: Galatasaray, Fenerbahçe, Milli Takım ve Beşiktaş. Dört köşe taşı. Kaç kişiye nasip olur? Yüzyılda görülen tek hadise…” Üstelik “Ben varken Denizli bu kulüpten içeri adımını atamaz” diyen Demirören’e rağmen. Hoca bu ‘flashback pası’nı da gülerek karşılıyor: “Hangi düşüncelerle, hangi ortamda ve nasıl söylediğini biliyorum. Yapısını bildiğim için biliyorum. Ama bunlar benim için onur, gurur yapacak konular değil.” “Hatta Denizli geldi, Demirören biraz geri çekildi” diyerek bir ‘iltifatlı tespit pası’ atıyorum: “Herhalde güvenle ilgili. Zaten hocalar camiaları da yönlendirmek mecburiyetindedir. Çalışma prensiplerimin başında az konuşmak vardır. Benimle çalışan da az konuşmalı.” Maziye uzun bir top: Denizli, orijinal ‘Beşiktaş’ yazılı formadan önce tebeşirle yazılı formayla daha 5 yaşındayken Çeşme sokaklarında hayallerinin peşinden koşuyordu. O Denizli, Beşiktaş ile ilk kupasını da memleketinde kaldırdı; Fener’i yenerek. “Tarifi mümkün mü?” “Çok güzeldi”… Bu kadar kısa? Hocanın kızlarından bir ‘açıklama pası’yla yanıtlayalım: “Duygularını belli etmez..” Fenerbahçe’ye ligde iki kez kaybedildiği için kupa finali öncesi bir güvensizlik havası eser. Ama o, bu havalara alışıktır ve iddialıdır: “Final, iki Ankara maçının arasına denk gelmişti. Ankara’ya kupayla döneceğimizi resmen biliyorduk resmen.” ‘Şansal Büyüka modunda’ araya giriyorum: “Aman hocam n’apıyorsun. Savcılar duyacak sonra…” Hoca atağı kesmiyor: “Yok, biz aramızda konuşuyorduk, telefonla değil!” Ah bir de şu ’26. hafta’ mefhumu vardı. Hoca, “Ligin şemali 26. haftada belli olur” dedi ama futbol âlemi bu sözü aklından şüphe ettirecek raddede ters anladı. “Tam Aziz Nesin’likti…” Hoca ‘pas geçmiyor’: “Belki benim Aziz Nesin okuyarak büyümemle ilgilidir.” Çarşı’ya bir sitem yolluyor Bir ‘büyük’ü daha şampiyon yaptı ve bıraktı. Fakat bu öyle “Zirvede bırakayım tribi” değildir. Yorulmuştur: “Beşiktaş’a da dinlenmiş bir ortamdan gelmedim. Rahatsızlığı süresince 11 ay ağabeyimle ilgilendim. Üzerine Beşiktaş geldi. Çalışması da sevgisi de ağır.” Yine de ‘vicdan muhasebesi’nden devam kararı çıkartıyor: “Evet, ‘Sağlığım iyi değil ama bu durumda bırakırsam ne yaparlar?’ diye düşünüyorsun. Yanlış anlaşılmasın ama fedakârlığı kendimden yaptım.” Sormak şart: “İkinci sezon şampiyonluk neden kaçtı?” Hoca, bir ‘sitem pası’ yolluyor Çarşı’ya: “İki kupa almış bir takımın sezon başlangıcı sevimsiz oldu. 7-8 haftayı ‘Yıldırım Demirören yeter’ diye heba ettik. O zaman ‘Bununbunun için mi sağlığımdan ödün verdim’ diyorsun. Esas darbeyi bana vuran o oldu. ‘Bir ‘hatırlatma pası’: Denizli, doktorların kırmızı kartlarına rağmen hastaneden sahaya inmişti. Ha bu arada bir ‘ispiyon pası’ da atayım: Hocanın eli arada bir cigaraya gidiyor! Onca sene iki kızına sadece bir galibiyet hediye etmiş. Çünkü, onlara ‘dünya şampiyonluğu’nu layık görmüş. “Bu sözü tutma şansınız var mı hâlâ?” “O sözü, kızlarımın ne kadar değerli olduğunu anlatmak için söyledim. Mesleğe başlarken öyle hedeflerim vardı. 61 yaşındayım. Öyle bir şeyle karşılaşır mıyım bilemiyorum ancak ben sahada veda ederim, salonda değil…” “Büyüklerin başındayken Terim ile bir türlü rakip olamadık. Oysa çok keyifli olur. Böyle teknik adamlarla yarışmak zevktir. Lige de heyecan verirdi.” Batuhan’ın yanıltması lazım. Ama bak benden sonra üçüncü yıla giriyor. Defterimde kayırıcılık yoktur. Zaten iyi futbolcuyu topla tüfekle de yok edemezsin. Futbolcuyken toprak saha diye Diyarbakır’a gitmemezlik etmedim. En güzel korner golümü Diyarbakır’da attım.Uçakla gitmezdim de arabayla giderdim... İzmirliler kör muhalif değildir Bizim milliyetçiliğimiz, Erzurum’da neyse İzmir’de de öyle. Bu muhalifliği son zamanlarda zoraki olarak yapmaya çalıştılar. Son seçimde AKP’nin oyları arttı. İzmir, Türkiye’nin gülen yüzüdür. Körü körüne muhalif denilecek bir yer değil. Doğru gördüğünü destekler. Ülkem mutluysa mutluyumdur.Van kimyamı bozdu. Van’a gitmeyi planlıyoruz. Bir bölgen rahatsızsa mutluyum demek mümkün mü? ‘Endişeli’ Öyle hislerim de olursa çıkıp söylerim. Bir küme düşme görmüyorum 40 yıldır futbolun içindeyim, bunlar hep vardı. Bu pislikler temizlenmeli. Ancak varolanların amacına ulaşma şansı son derece düşüktür. Geçen yıl olmuş mu, bilemiyorum. Ben içerideki insanların bir kısmıyla çalıştım. İçimdeki his, orada bazıları var ki kesinlikle bu işe bulaşmaz. Tersine bulaşmış da olabilir ama hissiyatım bu. Bazıları içinse bunu söyleyemiyorum. Sonunda ceza çıkabilir ama bir küme düşürmeye götürür mü? Ben öyle bir şey göremiyorum. Avcı, şimdiden konuşmamalı Abdullah Avcı, bir şey söylemek için bir şey söyleme mecburiyetinde olmamalı. Tabii ki ülke futboluna dair röntgenleri çekmesi iyi ama bir süreci varken birinci günden hiç gerek yok bunlara. Heyecanına vermeli. Milli Takım bir üstyapıdır. A takımdan en alt yaş gruplarına kadar aynı sistemi oynatacaksın! İspanya yapıyormuş! Halt etmişler. 2-3 sene sonra İspanya bir Xavi, bir İniesta daha bulabilecek mi? Konuşmaların bu sığlığı insanı rahatsız ediyor.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.