
Bir fotoğraf, bir şehir, bir gazeteci... Dizginler kimin elinde?
Gazeteci Orhan Bozkurt'un kaleminden Onur Sağsöz....
Bazı insanlar sadece meslek sahibi olmaz…
Meslek, onların karakterine dönüşür.
Onur Sağsöz de sadece “gazeteciyim” diye geçinen değil; onu omuzlayan, onunla yürüyen ve gerektiğinde onun yükünü sırtlananlardan biridir.
90’lı yılların o sert, filtresiz, makyajsız gazetecilik ikliminde tanıdım onu. Haber, bugünkü gibi “paylaşılacak bir içerik” değil; kovalanacak, yakalanacak, doğrulanacak bir gerçekti. O yıllarda kim neyse, bugün de odur aslında. Onur, o gün neyse bugün de o... Haberin peşinden giden bir muhabir.
Sonra yollarımız ayrıldı.
Gazetecilikte ayrılıklar kopuş değildir aslında…
Sadece başka sokaklara düşmektir.
Yıllar sonra yeniden kesiştik.
Bu kez aynı haberlerin peşinde, aynı şehirlerin içinde, aynı yorgunlukla…
İHA’da, DHA’da ve daha bir çok haber merkezinde… Bazen aynı olay yerinde, bazen aynı cümlenin etrafında dolaşırken; heyecanlarımızı, duygularımızı, ekmeğimizi, suyumuzu paylaştık…
İnsan bazı meslektaşlarını unutmaz.
Çünkü bazıları sadece birlikte çalıştığın değil, aynı yükü taşıdığın insanlardır.
Onur, işte o isimlerden biridir.

Bu dönemde gazeteciliğin unutulan bir kuralı var: Mesafe!
Mesafe; haber kaynağına yakın olacaksın ama onun parçası olmayacaksın.
Mesafe; dost olacaksın ama bağımlı kalmayacaksın.
Mesafe; yazacaksın ama eğilmeyecek, irlenmeyeceksin...
Onur, bu mesafeyi koruyabilen nadir gazetecilerdendir. Kaynağıyla arasına görünmez ama sağlam bir çizgi çeker. Ne fazla yaklaşır ne de uzak düşer. Çünkü bilir ki gazeteci, mesafesini kaybettiği an gerçeği de kaybeder.
Ve gazeteciliğin temeli muhabirliktir.
Ve iyi muhabir, masa başında değil; sahanın tozunda, ayazında, kalabalığında yetişir.
Onur da sahadan gelen bir muhabirdir.
Sokağı bilir.
İnsanı tanır.
Ve en önemlisi, suskunluğu okur.
Kalemi ise bu birikimin izdüşümüdür.
Keskin ama hoyrat değil…
Sert ama savrulmuş değil…
Duru ama asla sıradan değil…
Onur, son yıllarda internet gazeteciliğine yöneldi. Ama bu yöneliş, pek çok örnekte olduğu gibi savrulmaya değil; aksine daha köklü bir duruşa dönüştü. Yerelde yazdıklarıyla, uzun zamandır suskunluğa terk edilmiş bir şehrin evrensel vicdanına dokundu.
Kimi zaman rahatsız etti…
Kimi zaman iç ferahlattı…
Ama hiçbir zaman görmezden gelmedi.
“2.5 Dakika Erzurum” diyerek Ajans Palandöken'de kentin gündemini özetliyor.
Adı gibi kısacık o seslenişlerin içinde bir şehrin yükü var.
O videolarda yalnızca bir anlatım yok; bir hafıza var.
Bir direnç…
Ve hâlâ sönmemiş bir umut.

Gelelim asıl meseleye…
Türkiye Foto Muhabirleri Derneği’nin 41 yıldır düzenlediği “Yılın Basın Fotoğrafları”…
Binlerce kare arasından sıyrılan ve ödüllendirilen bir fotoğraf…
Ve o karede bir an var.
Bir düşüş…
Bir savruluş…
Bir mücadele…
Ama bu fotoğraf sadece bir spor karesi değil…
Bu fotoğraf, hayatın kendisi, bu kentin öz portresi…
At düşer…
İnsan düşer…
Ama mesele yere değmek değil…
Mesele anı yakalayabilmek.
Onur işte onu yapmış, yapıyor…
Binlerce kare arasından sıyrılan bu an…
Dedik ya; hayatın kendisi, bu kentin portresi…
Çünkü hayat da böyledir:
Bir an ayaktasın…
Bir an yerde.
Önemli olan, dizginlerin kimin elinde!
Düşmek kader olabilir…
Ama yönünü kaybetmek teslimiyettir.
İşte bu yüzden mesele düşmemek değil…
Özgür kalabilmektir.
Onur Sağsöz, binicisiyle birlikte yere düşmüş o atın direnci gibi, ayağa kalkma çabasındaki bu kentin fotoğrafını çekmiş…
Zamanın içinden bir gerçeği çekip çıkarmış…
Bazı insanlar isimlerini taşır.
Bazıları ise isimlerinin altında ezilir kalır…
Onur Sağsöz, birinci gruptandır.
Sözünün arkasında duran…
Gördüğünü yazan…
Yazdığının bedelinden kaçmayan…
Ve bu mesleğin hâlâ omurgayla yapılabileceğini hatırlatan bir gazeteci.
Bu şehir uzun zamandır susuyor.
Ama azda olsa hâlâ yazanları var.
Hâlâ görenleri var.
Hâlâ aynı buzlu yollardan yürümüş, aynı ayazı iliklerinde hissetmiş insanları var.
İşte bu yüzden umut var...
Henüz her şey bitmiş değil.
Ve şimdi…
O fotoğrafın ardından gelen bu ödül…
Aslında sadece bir jürinin kararı değil; yılların emeğinin, sabrının, inatla sürdürülen bir meslek ahlakının tescilidir.
Onur Sağsöz’ü bu kıymetli ödülden dolayı yürekten kutluyorum.
Ve evet… Sadece Onur’u kutlamakla yetinmiyorum; böyle bir meslektaşımın varlığından da onur duyuyorum.
Onur, bu mesleğin yüz akı…
Ama mesele hâlâ aynı: Dizginler kimin elinde?





HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.